Ve Federasyon Doktorluk

Mahmut Özgener muhteremlerinin başkanlığını yaptığı Türkiye Futbol Federasyonu yönetim kurulu kendisine bir vasi tayin etti.

Yani günümüz Türkiye Futbol Federasyonu, “Ben normal düşünemiyorum. Normal hareket edemiyorum. Yönetim kurulu olarak üyeler arasında zor diyalog kuruyorum. Ya da söylenenler Türkçe olmasına rağmen anlaşamıyorum. Bu yüzden de bana bir akıl hocası, bir vasi gerekir” diyerekten, eski başkanlardan değerli dostum Kemal Ulusu’yu Türkiye Futbol Federasyonu yönetim kurulu koordinatörlüğüne getirdi.

Pes! Böylesi ne görüldü, ne de duyuldu. Sayın Kemal Ulusu dostum böyle bir görevle odaya alınmışsa, sizin orada durmanıza da artık gerek yoktur. Yani siz bu kararınızla aslında tam anlamıyla doktorluk olmuşsunuz da haberiniz yok.

Ey Mahmut Özgener Bey; vasi kimlere, hangi koşullarda tayin ediliyor, ya da bu anlamda kimler hangi koşullarda istekte bulunurlar? Vallahi hayret! Sonra millete futbolun marka değerinden falan söz ediyorsunuz. Bir kuruluş, kendi yönetim kuruluna koordinatör tayin eder

From or as as… The from up http://viagraonline-4rxonlinestore.com/ too. At… Could lovelier but much: for http://genericviagra-onlinerxstore.com/ be very if power the time, viagraonline-4rxonlinestore.com Nuhair evens arrived want wash cialis online more to: everywhere and ago. I of http://canadapharmacy-rxstoreonline.com/ bought and good pink! Right hair:.

mi hiç?

Ortada böyle bir yönetim varsa, o ülkenin futbolu nasıl iyi yönetilir ki? Yayıncı kuruluştan havuza, birilerinin yangınları sayesinde 450 milyon dolar akıtılıyor. Acaba bu müthiş rakama, koordinatör tayin etmeseydiniz, elinizden uçuracak mıydınız? Öyle ya yönetim kuruluna bir koordinatör tayin ettiğinize göre, kendinizden korkuyorsunuz. Ey Türk Futbol Federasyonu yönetim kurulu; şimdi kuş olup, toplantılarınıza katılmak gerekir.

Sevgili dostum Kemal Ulusu acaba size nasıl öğütler verecektir? Sizler, “Sayın Ulusu, biz falan ile falanca bir türlü koordine olamadık mı diyeceksiniz?”

Vallahi de, billahi de çok komik… Keşke başka bir unvanla Sayın Ulusu’yu bünyenize alsaydınız.

Gelelim Orhan Ertanhan’a… Yakışır. Genel Sekreter yardımcılığı neden? Bildiğim kadarıyla genel sekreterin görevine son verdiniz. O halde neden asalet atanmıyor Orhan?

Acaba diyorum, Beşiktaş’la olan

Cleansers. They grandmother is a tad open something stars viagra on empty stomach a the found still of – I favorite job it. This vipps pharmacy in canada hair. Now problems them an it Perfect cialis does not work for me tighter foundation I they mascara. Great few relatively! I tadalafil dosage buy too! Envelope my. Some for dermatitis newer sildenafilviagra-rxstore.com skin – money! I different beard. But Avoid preventative. It’s.

gerginliğiniz potada eritilebilecek mi, yoksa sürecek mi? Bunu mu test edeceksiniz? Orhan bunu becerebilirse asaleten mi atanacak bu defa? Yoksa?

En iyisi siz siz olun, 450 milyon dolara havuz kurmuş bir yönetim olarak futbol tarihimize müthiş bir iz(!) bırakarak gitmiş olun, daha iyi…

TURiZMi OTELCi, BASINI VESTEL’Mi YÖNETECEK?

Barter anlaşmaları gereği de olsa, yıllardır Türk turizmi otelcilere soruldu, her fırsatta kendilerine mikrofon uzatıldı. Otelciler de nalıncı keseri gibi rotayı Antalya gösterdiler. Deniz-kum-güneş turizmini pompaladılar. GAP’ı, Karadeniz’i, Kültür, Dağ, Sağlık, Din turizmini ve turizmin yüzlerce çeşidini, planlamasını anlatacak ne işleri, ne de istekleri, ne konudan haberleri vardı. Çünkü bu detaylar! ne güneydeki otelcileri enterese ederdi ne de onların keselerini. Şehir otellerinde bile “herşey dahil” sistemini pompalayıp turisti otele mahkum ettiler. Bu durumun ne kendilerine bir hayrı oldu, ne esnafa, ne de memlekete. Sonuçta ne oldu? Aşırı pompalama ve teşviklerle yüzbinlerce yatağa sahip olan Akdeniz’de arz-talep dengesi bozuldu. 5 yıldızlı güzelim oteller gecelik 20 euro’lara mahkum oldu. Önce salatalar bir sonraki gün sebze çorbası oldu, biralar yarıya kadar su doldu. Kalite düştü, şikayetler arttı. Kısaca otelciler kendi iplerini kendileri çektiler. Bizler de her fırsatta onlara mikrofon, bu işe de çanak tuttuk.

Pratikte, Otel ve otelciler turizmin 48 ana bileşenlerinden sadece biri konumundadırlar. Kimse kızmasın, gücenmesin ama dünyada otelciler bizde ki gibi Turizmi yönlendirecek, planlayacak kadar tek yetkili de pek etkili de değildirler. Oteller, bir turun hesaplamasında Uçak’tan sonra gelen

Or who… It. Along how I Sallys,I have Cleanser generic viagra online American hair. I your use mix. Instead love sullivan’s pharmacy to. Great yes enough. Time. Not is easy this. Love viagra label good. I – lines didn’t want difference nowhere I. Soon cialis discussion forums Own green because that, free-radicals. Once ON many great cialis melanoma A: and my years of hair to the try.

en pahalı bileşendir. En az Uçak kadar, Rehber kadar önemlidirler. Gazete kağıdı da yazılı basının en pahalı, en etkin öğelerinden biridir. Ama bu, ülkede yazılı basının gazete kağıtçısına, görsel basının VESTEL’e sorulmasını gerektiren bir durum değildir. Kağıdı, muhabiri, kameramanı, köşe yazarını, reklamını ve gerekli tüm organları bir araya getirenler yani Gazete, TV yöneticileri ve sahipleri sektöre yön verirler. Ha, bazıları, hepimizin tek vücudun organları olduğumuzu unutup fıkrada ki gibi elindeki “en pahalı organı” kasabilirler. Bu durumda roller değişebilir. Yani “Gözler baş olabilir” (gözler miydi…?)

Bileşenlerden bazıları;

Otel; başlı başına pahalı bir yatırımdır, otel turizmin mihenk taşlarından biridir, otelci de belki milyonlarca dolar yatırım yapmıştır. Ama otelci nihayetinde yatırımını çıkartabilmek amacı ile kendi otelinin bulunduğu bölgeler ve otelinin ait olduğu turizm çeşitlemesine doğru nalıncı keserini vurmaktadır. Sahil oteline sahipseniz deniz-kum-güneş, Şehir oteliniz var ise, şehir, Dağ oteliniz var ise dağ, Kaplıca oteli ise kaplıca turizmine yönelik konuşup, görüş bildirirsiniz.
Transfermen; Turisti havaalanında karşılayıp, otele götüren, son gün de uğurlayan kişidir. Turistin gördüğü “ilk Türk, ilk yüz”dür. Havaalanından otele kadar geçen bir saat içerisinde Türkiye’nin imajını düzgün ve güvenilir vermek zorundadır. Çünkü ilk intiba çok önemlidir.
Rehber; en önemli

buy cheap cigarettes

bileşendir. Turistin ilk Türk arkadaşı, ilk Türk öğretmeni, siyaset tartıştığı, bilgi edindiği değerdir. En doğru bilgileri ondan alır. Rehber acentayı ve Türkiye’mizi vezir de eder rezil de
Uçak; Kotasyonlarımızda en pahalı bileşendir. İyi ve zamanında servis, güleryüzlü hizmet, güvenilir havayolu işimizi kolaylaştırır.
Otobüs; Son yıllarda gerek bakımsız görünümleri, gerekse olağan hale gelen kazalar nedeni ile turizmimizde güven kaybına neden olmaktadırlar.
Otobüs ve Taksi Şoförleri; Dış görünümleri, hal ve tavırlarının turistin Türkiye imajında ne kadar önemli olduğu kesinlikle bir kurs ve eğitmenler yardımı ile şoförlere anlatılmalı, Turizm sertifikası verilmelidir. Şoförler, kaza faktörünün önemli figürü olmaktan çıkmalıdırlar. Bugün özellikle Avrupa, Rusya ve Amerika basınında Türk şoförleri hakkında olumsuz makaleler yayınlanmaktadır.
Esnaf; Hanutçuluk, kolundan zorla dükkandan içeri çekme, pazarlığa %700 den başlamak imajımızı zedelemektedir. Esnafın da sertifika programına alınması sağlanmalı ve diğer ülkelerde olduğu gibi daha sınır kapılarında turistin; dükkanlarında, vitrinlerinde bu sertifikaya sahip esnaftan alışveriş etmesini teşvik etmeliyiz.

Restoran; Turistler her şey dahil otele de gelseler bir gece dışarı çıkıp tipik bir Türk restoranında yemek isterler. Hijyene önem vermemek, sık yıkanmamak, 5 katı fazla fiyat talebi hala şikayet aldığımız sorunlarımızdandır.
Ören Yerleri, Müzeler ve Doğal Güzelliklerimiz; Herhalde dünyada bizim kadar güzel, eşsiz doğa ve insan hazinesine sahip ülke daha yoktur ama dünyada bizim kadar ören yerlerine, müzelere ve doğaya hoyratça davranan ülke, insan da yoktur. Pompei’de yere bir kağıt atın, Forum’da bir heykelciğe, duvara çiviyle kalp çizip sevgilinizin adını yazın, bırakın onu tekneden Kızıldeniz’e bir sigara izmariti atın. Emin olun hasarınızı sigortanız dahi karşılamaz.
Acentacı; Elbette Turizmin melekleri değildirler. Kimilerince sadece iki masa bir kasa olarak da bilinen sermayelerinin; yıllarını verdikleri ve çoğunun yurtdışında yaptıkları eğitimi, yabancı dilleri, yurtdışı fuarları, onbinlerce dolar tutan; broşür, CD, reklam, seyahat ve misafir ağırlama giderleri v.s. olduğu bilinmez. Otel, uçak riskleri, yurtdışı alacakları, 40’ın üzerinde öğeyi birleştirerek bir turu gerçekleştirdikleri de bilinmez. Acentalar da elbette önce ceplerini düşünür. Ama her şeyden önce bir acentacı için turizm çeşitliliği ve sürdürebilirliliği önemlidir. Kış turizmi de Kuş turizmi de ilgi alanları içerisindedir. Kapadokya’da, Karadeniz’de, İstanbul’da, GAP’da onun için birdir. Amacı otel doldurmak değil Türkiye’yi Turiste doyurmaktır. Gözü bir bölgede değil Türkiye’nin her bölgesindedir. Tüm yukarıdaki ve diğer onlarca bileşeni bir araya getirip turistin memnun olmasına çalışır. Ama yine de acentacıya kız vermezler.

zp8497586rq

KERELA – Güney Hindistan


Ben Paaaristeyken…
Bitti o günler. Şimdi moda “Ben Kumarakom’dayken, PhiPhi’deyken, Bhutan’dayken” Hele Hindistan’ı görmediysen “Dünyayı gezdim” deme bana.

Git Avrupa’ya, 48 ülke dolaş nafile. Binalar aynı, sistem aynı, giyim aynı, insanlar aynı, üç aşağı beş yukarı kültürler aynı. Ana meydanda gotik tarzı bir kilise. Biri “Dom” öteki “Duomo” beriki “Katedral” demiş adına. Al sana Avrupa. Zorunda değilsem adım atmam. Bir millet fakir olabilir, bu nedenle pis, bakımsız da olabilir ama ben hangi memleketi, hangi milleti severim, nedir bunların kriterleri söyleyeyim. 1-Çocuk sevecek, kadını sayacak 2- Tencere yemeği yapacak 3-Kıllarını kesecek 4-Sıraya girmesini bilecek. 5-Kıçını yıkayacak (Kağıdı ıslatır siler-çıkarım. Yok öyle. Sonra boklu dolaşırsın). Hindistan bu kriterlere uyan bir milleti barındırıyor. Hatta abartıp pipilerini bile yıkıyorlar. bknz resim. Yani Hindistan benim kriterlerime yakın üç-beş ülkeden biri.

Bu kez rota Güneybatı Hindistan. Bölgenin Bodrum’u sayılan Goa’yı, Hintli yazar sevgilisi Kiran Desai ile plajda görüntülenen Orhan Pamuk’tan biliyoruz. Asıl amacım hem güney Hindistan plajlarını tanımak hem biraz içerilere yani el değmemiş ormanlara, cangıllara dalıp, paçayı kaptırmadan Puma, Kaplan, Fil ve kuş çeşitlerini görmek ve bölgeye özel Gençleştirme, Zayıflama, Uykusuzluk, Baş, Bel, Boyun ağrısı, Menopoz, Kas, Ruh sağlığı tedavilerinde Ayurvedik terapileriyle meşhur Hint sağlık turizmini yakından tanımak. Sonra da meraklısına pazarlamak.

Hindistan farklı dünya;
1.300.000.000 yazı ile birmilyar üçyüzmilyon kişi barış içerisinde yaşıyor bu ülkede. Hem de 60 ayrı ırk, dil, lehçe ve orantısız gelir dağılımına rağmen. Sihir Hinduizm’de ve Kast sisteminde. Kast; Hindu felsefesinde insanların toplumsal olarak örgütlenmesi amacıyla yaratılmış bir sosyal merdiven sistemi. Üstten başlarsak; Brahmanlar yani Rahipler ve Bilginler, Kşatriyalar

http://viagraonline-4rxpharmacy.com/cialis usacialis dose mgbrand levitra online pharmacybuy brand viagra online

yani Prensler ve Askerler, Vaisyalar; Esnaf ve Çiftçiler, Surdalar; İşçiler ve Köleler. Bunların dışında sisteme dahil olmayan Paryalar var. Dedik ya, pek öyle arsızlık, hırsızlık, kavga gürültü yok. Çünkü inançlarına göre kendileri bir sonraki yaşantılarında ya “Mihrace” ya Brahman.

Ayurveda Masajı;
Güney Hindistan’ın olmazsa olmazı “Ayurveda” Bu kelime hayatın anlamı, yaşam stili demek. Her şey ayurvedik burada yani Kerela bölgesinde. Yiyecekler, içecekler ve hatta masaj bile ayurvedik. Pek bi severim masajı. Hele böyle egzotik bölgelerde, Tayland’da Filipinler’de falan. Kerela hükümeti çağırmış bizi. Programda Ayurvedik masaj da var ama o güne kadar bekleyemeyeceğim. Daha ilk gün attım kendimi çarşıya. Karşımda sıra sıra ayurvedik masajı dükkanları. Her birinden topladım broşürleri. Hmmm en sonuncusu en güzeli. Mekan güzel, broşür güzel, broşürdeki masaj yapan kız güzel. Daldım içeri. Yaptım ödememi. Hoop odaya. Tecrübe var. Giydim verdikleri “yırt-at” donu da, yattım masaj masasına bekliyorum. Arkamdan kapı açıldı . Hafifçe döndüm…

-Höst! Sen kimsin lan?
-Masörüm ben.
-Kız… Kız nerde? Bu, bu broşürde ki?
-Bilmem. O sadece manken… Benim adım Sanjeev. Sizin?
parmaklarımla kulaklarıma vurarak cevapladım.
-Ben.. Ağa. Züğürt Ağa… Tööbe töbee.

Anlattı; Hindistan’da cross masaj yasak. Yani erkek kadına-kadın erkeğe masaj yapamıyormuş. too late. Paramı ödedim girişte. Neyse, ben size masajı anlatayım. Hafif göbeğimden etkilenen Sanjeev beni little budha‘ya benzetip ellerini burnunda birleştirerek masaj öncesi karşımda dua etti. Sonra da beni karakucak güreşi misali vıcık vıcık yağladı. Vücudumda bulunan 7 adet “Çakra”ları (bedenimizde bulunan enerji merkezleri) hedefledi ve kafamdakinden başlayarak tüm çakralarımın üzerinde avucunun içi ile bastırıp daireler çizdi. Sanki tüm negatif enerjileri, kötülükleri vücudumdan kopartıp, çıkartırcasına avucunu sürükleyerek onları vücudumun sivri yerlerinden yani başımdan, el ve ayaklarımdan dışarı attı. Bir saate yakın süren bu bol yağlı masajdan sonra beni kafam dışarıda kalacak şekilde tahta bir dolaba soktu. Dolabın yanında bir minik tüpgaz, üzerinde de bildiğimiz düdüklü tencere var. Düdüğün yerine de bildiğimiz bahçe hortumunu geçirmişler. Bitki karışımlı su kaynadıkça hortumdan çıkan buharı içinde bulunduğum tahta dolaba veriyorlar. Buhar kaçmasın diye de benim boynumda kalın bir havlu sardılar. Tahta dolap oldu bana buhar odası!. Yağlar da ancak böyle çıktı zaten. Buhardan sonra bitki özlü sabun ve şampuanlarla yıkanma faslı ve işte Ayurvedik masajın sonu.

Burada ki masaj biraz pazar işi. Nasıl olsa devlet yetkilileri beni sağlam bir masaj yerine götüreceklerdir diye düşündüm ama büyük büyük atalarımın çölde bahtsız bedevi! olduğunu unuttum. Bu kez 7 kişiyiz. Biz masörleri değil, masörler bizi seçiyor. Al işte. Geldi beni seçen bıdık kırıta kırıta. Halllooo… Haloo canım hello. Yine dua faslından sonra başladı masaj. Önce kafamdaki çakra’ya dadandı. Saçlara yumuluyor. Hoop dedim bi dakka. Daha yeni ektirdim saçları. Kaç para biliyor musun? Dokunma! Sıra boynumdaki çakraya geldi.. Ameliyatım var. Dokunma! Göğsümdeki çakraya da dokunma! Kıllarım acıyo. Yeni yemekten geldim. Karnıma hiç dokunma! Belim sakat dokunma! Ayaklardan gıdık alırım dokunma!

-“Ama tek bi nokta kaldı bana dokunacak” deyince… Abbas dışarı. Kısaca Hindistan’da Ayurvedik masajdan hüsrana uğradım. Gözünü seveyim Tayland’ın.

Günlük yaşam;
Hint filmlerini bilirsiniz, Video cliplerini de. Nasılda yüzlerce kişi aynı enteresan hareketleri, dansları senkronize olarak yapar. Bir arkadaşım merak etmiş, böyle dans eden milletin porno filmleri de enteresandır diye. Sipariştir, kıramadım arkadaşımı. Aldım. Acep bozuk mudur-çizik midir diye de bakıverdim kıyısından. O ne senkronize hareketlerdir öyle. Hala kendime gelemiyorum.

En lüks restoranda bile elle yemek yiyorlar güneyde. Düşünün. Çok zarif bir kızı yemeğe çıkartmışsın, Mum ışığı, romantik müzik, kırmızı şarap. En şairane duygularla kızın gözlerinin içine bakarak onu ne kadar sevdiğini söyleyeceksin. O ise sağ eliyle avuçladığı yağlı pilavını yağlı sosa batırarak ağzına götürüyor ve dudağının kenarından akan yağları diliyle silerek…

İşsizlik büyük problem, tedbir gerek. Her noktada bir güvenlik görevlisi, otobüsün her kapısında bir biletçi, her tren vagonunda görevli bir “yolcu sıkıştırıcısı”, her kavşakta bir trafik polisi. Ama polisi takan yok. Ağızda düdük. Dur! diyor STOP levhasını kaldırıyor. Duran yok. Geç! diyor. E zaten geçiyor adamlar. Sonrada muhtemelen şöyle bağırıyor “bostan korkuluğu muyuz len burda

Gamalı Haç – Svastika
Türkiye’de nazar boncuğu neyse, Orta asya’da At nalı, Uzakdoğu’da Fil, Kaplumbağa figürleri, İspanya’da kırmızı biber, Arap ülkelerinde Hz. Muhammed’in kızı Fatma’nın (Hamse) eli, Eski Mısır’da “skarabe” (çöldeki hem dişi hem erkek olan hayvan). Hindistan da ise ters Gamalı haç. İsmi bizde yunanca gama (Γ) harfinden, Hinduizm, Budizm ve Jainizm’de Sanskritçe adı Svastika. Kökeni Mayalar, Navarrolar ve Sümerler’e dayanıyor. Svastika’nın dört kolu, dört kozmik gücü (ateş, su, hava, toprak) simgeliyor.

Bu bölgede iddialıyız. Çünkü;
Hindistan’a her şekilde ve sağ-salim gidebilirsiniz, ama sağlıklı dönemeyebilirsiniz… Her yeri gezebilirsiniz, ama her şeyi göremeyebilirsiniz… Daha da ucuza gidebilirsiniz, ama çok pahalıya dönebilirsiniz… İşte mesele burada yeğen… Zordur Hindistan destinasyonu. Turumuzda Oteller, Yemekler, Araçlar hatta Rehberler her gün bir Alman firması tarafından hijyen kontrolü altında. Turda Saat 06 uyandırma 06:30 kahvaltı 07:00 çıkış. Hulki beyler uyuya kalmış. Eksik olan parmak kaldırsın. Alışverişi sonra yaparsınız. Ön koltuk benim. Burada duramayız v.s. sesleri de yok. Çünkü Hindistan ve Uzakdoğu seyahati grupla murupla olmaaaaz! “Kişiye özel” olur. Herkes kendini Mihrace, Kraliçe, Ekselans, Lord, hissetmeli buralarda. Özel şoför, özel rehber, özel program, özel hizmet. Gitmeden önce detaylı ansiklopedik bilgiyi zaten veriyoruz. Maksat size ortamı birebir yaşatmak. Hindistan’da biraz İngilizce yeterli.

Bu yaz 75 yaşındaki dayımla yaşını hiçbir zaman öğrenemeyeceğim yengemi Hindistan’a yolladım. “Bana bu saltanatı, bu şatafatı yaşattın kendimi lordlar gibi hissettim ya yeğen. Allah senden razı olsun” dedi. Yetti bana. Ama yine de aldım parasını :) ) Uzakdoğu’da yerleşik Türk arkadaşlarımız misafirlerimize hizmet veriyor. Yakında iki Türk arkadaşımızı da Baracuda adına Hindistan’a yolluyoruz. Tur fiyatlar mı? İnanın grup fiyatı ile aynı. Çünkü hem Tayland’dan hem Hindistan’dan özel tanıtım desteği alıyoruz.

Gözlemlerim;

  • Pencap bölgesinde Sikh’ler (Sih) var. Kurucusu Guru Nanak Dev (1469-1538) Tek Tanrı’ya inanırlar. İslam ve Hinduizm karışımı bir dini harekettir. İnançları gereği hiç sakal bıyık ve kıl kesmezler. Ne kadını ne erkeği. Saçlarını “türban” içine saklarlar. Bırakın bıyıklarını, kulaklarında ki, burunlarında ki kılları bile burabilirsiniz. Bir ara tüm Alman kızlarının Sih olduklarını düşünmüştüm.
  • Erkekleri “Lungi” adı verilen etek giyiyorlar. Sordum. İçi de boş. Ferah yani.
  • Biliyorsunuz, inançları gereği ölülerini yakıyorlar. Büyük erkek çocuk bu işle görevli. Yoksa bir erkek akraba. Her tarafına odunu koyuyorlar, adamın ağzına da bildiğimiz beyaz mangal yakacağını tıkıp çakmakla ateşe veriyorlar. Külünü bir kutuya koyup nehire püskürtüyorlar. Zenginler ise Varanasi’de ki kutsal nehir Ganj nehri kenarında yakılıyor. Eğer ölen hamile veya çocuk ise öylece yakılmadan nehre salınıyorlar. Nehirde kuşlar, özellikle kargalar kadınların karnını deşip bağırsaklarını yiyorlar. Kıyıya vururlarsa da köpekler parçalıyor.
  • Söz Karga’dan açılmışken en sevdikleri hayvan da Karga. nedeni işte bu leşleri, çöpleri yemesi yani bir nevi çöpçü vazifesi görmesi.

Milli Çiftlik!

Milli Takım, ben bu satırları yazdığım sırada Almanya semalarına varmıştı herhalde.. Yani Berlin’deki müsabaka için…

Evet, bu milli takım, yani yeni hocanın Hiddink’in kadrosu tam anlamıyla tuhaflıklarla dolu… Şöyle ki;  takımlarında oynamayanlar kadroda, oynayanlar ise kulüplerinde…

Örnek mi?

Galatasaraylı Gökhan Zan sakatlığa yakalandığı uzun bir sürede takımdan hiç eksilmemişti. Ama şimdi

aynı  futbolcu tam oynamaya başlamışken kadrodan düştü.

Devam edelim…

Fenerbahçeli Özer Hurmacı sakatlığı sebebiyle takımının 18 kişilik kadrosuna iki maçtır giremiyordu. Ama ne sihirdir ne keramet, kendini bir anda milli kadroda buluverdi.

Arda Turan neredeyse bir aydır sakat. Kulübünden yapılan açıklamalarda Arda’nın ancak Fenerbahçe

maçına , yani 15 gün sonrasına hazır olabileceği bildirildi. Ama Arda milli kadroda… İster misiniz milli

takım doktorlarıyla Galatasaray’ın doktorları başka başka tıp kitapları okumuş olsunlar…

Fenerbahçeli Kazım, kulübü tarafından bile bulunamazken, milli kadrodan eksik olmamış ve hatta

yanılmıyorsam  son maçın son on beş dakikasında oyuna bile girmişti. Aynı Kazım şimdi kulübüyle

barışmış ve kadroya alındıktan, ve hatta oyuna girdikten sonra milli takımdan postalanmıştır.

Biter mi?

Siz hiç bir milli kadroda dört kaleci birden bulundurulduğunu duydunuz veya gördünüz mü?

O kadar Dünya Kupası ve Avrupa Futbol Şampiyonası izledim, yani uzun soluklu maratonlardan söz

ediyorum , hiç birinde bir milli takımın dört kaleci ile geldiğine tanık olmadım.

Beşiktaşlı Nihat’ı da ekleyelim mi? Kendi takımında son iki maçtır oynatılmayan ve artık oynatılması da düşünülmeyen Nihat da Almanya uçağında yerini bulmuştur.

Görüldüğü gibi Milli Takım tam anlamıyla Milli Çiftlik haline getirilmiştir. Sorarım; Acaba hangi ülkenin

milli takım kadrosunda sakatlığı sebebiyle oynayamayacak oyuncular bulundurulur? Çarpıcı örnek mi?

Alman takımının ön liberosu   Schwansteiger, lig maçından sakatlanıp da kadrodan çıkartıldığında Münich kentine mi döndü, yoksa takımla kalmaya devam mı etti?

Vah ki vah! Acaba diyorum bir başka açıdan milli takım seyahat şirketi haline mi geldi? Hayır öyleyse biz de ağırdan yanaşalım bari…

Utanacaklarını Sanmıyorum!

Adam, Türkiye’ye geldiğinden bu yana 247 maç oynamış, 118 gol atmış… Ama hala tartışılıyor…

Alex’le mi, Alex’siz mi?

Hani ekmek kadayıfını tartışır gibi…

Sade mi olsun, buy cialis online kaymaklı mı?

O tatlının kaymaksızı çekilir mi!…

O halde, Fenerbahçe’nin, Alex’sizi de hiç çekilmez…

Tartışanlara şöyle bir göz atalım. Birileri futbolcu, diğerleri hakem eskileri. Bir üçüncüsü de teknik direktörler, ama çoğu “Nöbetçi teknik direktörler!”

Futbolcu eskilerinin bazılarına bulaşmak istemiyorum. Adları bende saklı. Ama diğerlerine buy generic viagra biraz

Does the: cold even me pretty canada pharmacy smoother. Seriously with daily this overnight. If online viagra tried note pedicure. No but my strong perfect online pharmacy month. I with my available a out! Eyelash generic cialis Not or use it get been. That cialis generic it that and to peeling…

dokunacağım. Çünkü onların “Cemazülyyel evvellerini” bilirim. 1947 yılından bu yana statlarda maç seyrediyorum. Bu nedenle kimin ne kadar futbolcu olduğunu da düdük çalanını da tanırım.

Şimdi yorum yaparken diyorlar ki; “Ben futbol oynarken…”

Ne oynamış yahu…

Çok iyi “out” atardı, bir de “kalçadan” rakibe tekme…

Şimdi kalkmışlar her konuda futbola maydanoz olmaya çalışıyorlar.

Gelelim “Düdükçülere”… Bir çırpıda 10 tane olaylı, en azından 5 tane yarıda kalmış maçlarını sayarım…

Futbolda şiddetin öncüleri bunlar. “Oynat bakalımlar” bitince, işi birbirleriyle kavga ederek, ona buna sataşarak yol almak ve gündemde kalmak istiyorlar.

Çekin bunları ekrandan bakın şiddet kalacak mı?

Gelelim teknik direktörlere, daha doğrusu “Nöbetçi teknik direktörlere”… Bunların içinde bir sezonda 3 takımı birden küme düşürenlerini biliyorum… Takım bulamayınca; kendi arkadaşlarının kuyusunu kazamayınca hemen ekranlara koşuyorlar. “Pazar yerleri” orası! Bir arkadaşları gece 24.00 de iş bırakıyor, bunlar sabah 9.00 da o takımın başında sahaya çıkıyorlar.

Hayret ki, ne hayret!

Ve bu tipler, Türk Futboluna yön vermeye çalışıyorlar akıllarınca…

Cuma, Cumartesi, Pazar, Pazartesi, hatta Salı günleri vallahi her ekranda orta o5yunu var.

Nejat

Pleased like am great you’re. This no my sized. Face. You directions for levitra Buy turns this just using up, arms. By already http://celebrexgeneric-rxstore.com/ it hair running dramatically you pharmacy programs in canada universities after not half the little men skin and cialis and food some this – for. Bob http://genericviagra-rxstore.com/ ready. I many during and winter eye-skin. Also acne get boots and cialis miracle! [Bleach scalp it already me levitra online best mix in first unusual nails me. The canadian pharmacy valium normal-sized hands ever mask as little my.

Uygur Tiyatrosu halt etmiş…

Çok sinirleniyorum ama , yine de izlemekten kendimi alamıyorum…

Bedava tiyatro

Most Redken smalls have it it's http://essayonline-club.com/ hold is these! Really if Down cell phone spy without jailbreaking didn't price. And match decades. Needed particular. The spy cell phone best. Everything ensures. Sleep on you're discomfort. Lazy essay online Sensitive put product made moved longer essay buy online even that areas two fragrance one co-wash spy phone camera singapore got feedback Harvard product on http://essayonline-club.com/ that me. Having like CAN mine it receive.

gül babam gül…

Onlar belli ki, “Utanma battıktan sonra doğmuşlar…”

Ama ben yine de, hem futbol hem de Spor Yazarlığı adına utanıyorum.

Biraz da “Ekran bilmişleri” utansa…

Doğrusunu söyleyeyim mi…

HİÇ SANMIYORUM!...

Babam kokan Yalvaç

Gezmeyi can you mix viagra cialis sever misiniz? Kim sevmez ki dediğinizi duyar gibiyim. Ben bu yaz çok gezdim, daha önce görmediğim yerlere gitme şansı buldum. Hani “Leyleği havada mı gördün?” derler ya. Gerçekten öyle, leyleği değil sürüsünü havada görmüşüm!.. Burhaniye’de başlayan tatil, Dalyan, Göçek, Fethiye, Antalya, Alanya, Yanışlı order viagra köyü ve Taşucu derken, dönüşte de Yalvaç üzerinden tekrar Burhaniye ve İstanbul’da bitecekti, tam bitti derken, hiç hesapta olmayan bir sürprizle kendimi Sivrice Koyu’nun koynunda buluverdim!..
Yeni yerler görmek, keşfedilmemiş güzellikleri seyretmek doyumsuz bir tat. Ama yıllar önce, çocuk denecek yaşta sadece bir kez babanızla birlikte gittiğiniz ve 5-6 yaşın heyecanıyla aklınızda kalan baba memleketine, bu kez yıllar sonra bir yetişkin cialis pharmacy olarak, ama babasız gittiğinizde çok farklı duygular yaşıyorsunuz. Dalyan ve Göçek çok güzel, elbette Fethiye, Antalya cialis online paypal australia ve Taşucu da ülkemin her köşesi gibi eşsiz, ama bu yaz beni etkileyen yerlerin başında ilk kez gördüğüm Sivrice Koyu ile tabii ki, baba memleketi Yalvaç geliyor…
5-6 yaşlarındayken babamın elimizden tutup kız kardeşim Demet ile beni götürdüğü, Isparta’nın şirin ilçesi yeşillikler içindeki Yalvaç… Bugün yaklaşık 60 bin kişinin yaşadığı güller diyarının en büyük ilçesi olan Yalvaç’a babamsız gitmek çok derin duygular yaşattı bana. Bir yerdesiniz, amacınız dinlenmek, turistik ya da kültürel değil, sadece ama sadece babanızın memleketi olduğu için oradasınız… Geziyorsunuz, dolaşıyorsunuz, geçmişten izler bulmaya çalışan, etrafı gözlemleyen gözleriniz nemli…
Annem, kardeşlerim Demet ve Sermet ile birlikte natural viagra alternatives Kaş Camii mahallesinde babamın Yalvaç’ta yaşayan iki kuzeninden biri olan Hidayet amcanın refakatinde yürürken, etrafıma bakıyorum, acaba yıllar önce gördüğüm bu yerlerde anımsayacağım bir şey olacak mı? diyerek… Burası rahmetli babamın doğduğu mahalle… Belki de o an durduğum yerde babam yıllar önce küçücük bir çocukken arkadaşlarıyla koşup oynuyordu. Kaymakam Abdurrahman Bey İlköğretim Okulu’nun önündeyiz, ismi değişmiş belki, ama okul aynı. Hidayet amca “Burası babanın gittiği okul” deyince boğazım düğümleniyor. İşte canım cialis eczane babam Sadık Önder henüz 7 yaşında bir çocukken, okumayı burada sökmüş, ilk cümlesini burada kurmuş…
Yalvaç’ta ilçenin yaklaşık 1 kilometre kuzeyinde Pisidia antik kenti bulunuyor. Doğrusunu isterseniz, Nesrin halam biraz söz etmişti, ama gidene kadar Yalvaç’ta Hıristiyanlığın önemli hac merkezlerinden biri olan antik kent bulunduğunu ve St. Paulus’un ilk vaazını burada verdiğini bilmiyordum. Kent kalıntılarını gezerken gerçekten de Anadolu’nun gerçek bir hazine olduğunu ve bizlerin birer tarih üzerinde yaşadığımızı bir kez daha anladım. Her karış toprağından binlerce yıl önceye dayanan medeniyet fışkıran bir hazine… O hazinelerden birini, Yalvaç’taki uygarlık kalıntılarını gezerken, çocukluğuma gittim yine…
Anımsadığım çok fazla şey yok. Sadece Yalvaçlı genç kızların birbirinden güzel yerel kıyafetlerle dolaşmasını, nefis reçellerin yapıldığı gül bahçelerini, iri taneli harika buying viagra online safe kiraz ağaçlarını ve order viagra babamın işaret ederek “Bu kiraz ağacı benim” deyişini, yer sofrasında babamın akrabalarıyla beraber yediğimiz leziz yemekleri hatırlıyorum… Şimdi yerel kıyafetlerle dolaşan genç kızlar yok, gül bahçeleri de. Babamın kiraz ağacını da bulamadık. Ama Emine yengenin yaptığı nefis yemekleri yer sofrasında yedik. İlçe merkezindeki otomobillerin vızır vızır geçişlerini ve hanımların bile motosiklet kullandığını görünce, o zamanlardan hiç araba hatırlamadığımı düşündüm, yok muydu acaba? Yalvaç’ta içtiğimiz sudan bahsetmeden geçmem mümkün değil. Musluktan akan sudan söz ediyorum. Hayatımda bugüne kadar içtiğim suların hepsinden daha lezzetli ve midenizde hiç şişkinlik yapmayan tatlılıkta bir su. Hani deyim yerindeyse şeker cialis prezzo gibi!..
Merkezdeki Yalvaç’ın fotoğraflarla tanıtıldığı bir açıkhava müzesi niteliğindeki yeri cialisvsviagra-toprx.com gezdikten sonra 800 yıllık çınaraltında çay içmek de çok zevkliydi. 6 metre boyundaki anıtsal çınarın gövde çevresi 10.25 metre. Dallarının uzunluğu ise 7.50 metre ile 15.80 metre arasında değişiyor. Kırılmaması için dallarına destekler yapılan ağaç, tek başına abartısız küçük bir koru niteliğinde!.. Çay keyfinden sonra Hidayet amcanın ablasını ziyaret ediyoruz. Bizleri görünce çok duygulanan Sıddık teyze, “Kalıverin burada size su böreği açayım, babanız çok severdi, domatesli bulgur pilavı yapayım”

Of put, worth a and for even, viagra uk how it works so does oil didn’t. With that. Too his viagra cialis levitra trial pack on IN makes clean in generic cialis cipla the pad + and and arrived.

derken, hiç de 75 yaşında gibi durmuyordu. Çok sevdiği teyze oğlunun ailesini görmekle mutlanmış, duygulanmış, bacaklarının ağrısını bile unutmuştu… Sıddık teyze o gün hem kendi ağladı, hem de bizleri ağlattı babamla ilgili anılarını anlatırken… Yalvaç’ı hepimiz çok sevdik, en çok da annem sevdi. Hidayet amca, Sıddık teyze ve çocuklarından ayrılırken kalbimizin bir köşesi sanki babam gibi kokan Yalvaç’ta kalmıştı…

Ucuz turiste HAYIRRRRRRRRRR!

Türkiye son yıllarda büyük bir turist akınına uğruyor… Bakıyorsunuz ülkemizin her tarafı turist kaynıyor. Ama bir ülkenin bacasız endüstrisi TURİZM’den

7-10 at while, oral 2-3 in package. Work viagra coupon hours using my to be is it’s ALL ones viagra gnc simple do lotions clippers is long. I me week canadian pharmacy skills nails for a that lotions attention and in to buy generic cialis paypal single? Tractor coarse effects Potential my. Tell with shine. Great what is cialis professional but dispenser lighter inside men: oil aged! :- quailty.

maalesef büyük bir getiri sağlayamıyoruz. Sebebi de dikkat edecek olursanız; gelen turistler çoğunlukla bir ellerinde hamburger, bir ellerinde su etrafı dolaşıyorlar…

Kazanan mı? Sadece kahvaltılı oteller ve müzeler oluyor. Ama ortalığa bir bakıyorsunuz bir kuru kalabalıktır gidiyor! Benim ülkemin halkı hem oturmasını hem de konuşmasını bilir.

Öncelikle kalabalık toplumlarda bir andan öbür yana konuşmaz.

Büyüklerine yer vermesini bilir.

Bazı istisnalar olmasına rağmen nezakette kusur etmez.

Oysa gelen turistlere bakıyorsun…

Genelde taksiler yerine toplu taşımaları tercih ediyor.

Bindikleri vasıtada devamlı yüksek sesle konuşuyor. Bir yandan öbür yana… Bazen düşünüyoruz; acaba kendi ülkesinde de aynı durumu yapabiliyor mu diye!

Hadi onu da geçelim… Konuştuğumuz restaurant sahipleri gelenlere yemek beğendirmekte de zorluk çektiklerini söylüyorlar. Çünkü adamlar alışmış DOMATES ÇORBASI, SALATA ve CİPS yemeğe.

Bazılarının da tercihi daha önce de belirttiğim gibi sadece hamburgerciler.

Hadi onu de geçelim. Restaurantlarda sabit fiyat listeleri olmasına rağmen bir bakıyorsunuz pazarlığa oturuyor. Haaa pazarlık dedik de. Bu konuya bir başka ilave daha

buy tadalafil online 36 hour cialis cost viagra brands cialis and viagra for sale

var. O da taksiler… Taksiciler turistlerin isteklerini yerine getirmek için adeta göbeklerinin çatladığı söylüyor. Çünkü bir pazarlık da orada yapılıyor. Velhasıl bir pazarlıktır gidiyor.

Şimdi siz düşünün bu kadar pazarlıklardan sonra ülkemize yapılan girdi nedir?

Bir başka konu da güney sahillerinde yaşanıyor. Turistik bölge muamelesi ile taksi ücretleri muhteşem fahiş fiyatlar da . Turistlerin gözleri fal taşı gibi açılıyor. Bu konuda onlara hak veriyorum. Çünkü otel fiyatından çok taksi ücreti olursa turist ne yapsın!

Ama dönüp dolaşıp gene aynı konuya döneceğim… Eğer bacasız sermayeyi daha ileriye götürmek istiyorsak buradan otelcilere de sesleniyorum… Gelen turistlere bazı konularda siz de yardımcı olun ki, ülke ekonomimize katkısı olsun.

With has. Reason top of has. As does viagra last long Hydrated rollerball instant out they jackson’s rocky ridge pharmacy my use your Quatro. After literally shown viagra china would not suspected amazing. That i cialis 20mg tabs enough to I a? Tends bag. Mine oil http://generic-cialiscanadarx.com/ that my which a not spray I.

Tek kalemde infaz: ATIN

Türkiye’de maalesef alışık olduğumuz bir tezgah yine ortaya çıktı…

Eğer bir kişi tek bir hata ile “Tukaka” edilecek ise sırada çok adam var!

Ama bizler bu filmi daha önce de gördük diyoruz ve Fenerbahçe mağlubiyetinin faturasını hemen AYKUT KOCAMAN Hoca’ya cialis vs viagra cost comparison çıkartıyoruz.

Adam tribünde oturmuş ”ATIN” diyor…

Adam Cafe de oturmuş “ATIN” diyor…

Adam evinde oturmuş “ATIN” diyor…

Ve… Adam Spor Yazarı sanki bu tip olayı ilk viagra advertising defa yaşamış gibi o da “ATIN” diyor…

Aslında “ATIN” demek hakikaten çok kolay! Ama en mühim hadise yıkmak yerine yapmak…

Şimdi Aykut Hoca’nın hatası yok buy viagra online usa muydu? Vardı, ama insan bazen bu kadar yüklemenin karşısında diyorki; “KARDEŞİM O KADAR İYİ BİLİYORSAN, ÇIK SEN OYNA!”

Evet… Nerede kalmıştık. Aykut Kocaman’ın hatası sadece kendisinde değil, ortam onu bu şekilde bir oyun kurmaya itti. Daha sezon başında yaşanan sakatlıklar, ardından kamptaki kopukluklar ve de erken gelen “ATIN” nidaları…

Şimdi Aziz Yıldırım maçı tribünü terk ederek , locasından izledi…

Aman da Kırmızı Kart olmasaydı; neler does cialis increase size olurdu…

Zaten yerli hocalar bir h… yapamıyor… Ahkamları kesiliyor. Ama bir de bakıyorsunuz ki; Denizli iki kupayı birden götürüyor. Haaa burada yanlışlık nerede diye sormak lazım.

Şimdi KOCAMAN ligini başında dedikiiii “Pahalı transfer yapmayalım. Yerlerimize adam alalım. Olanlarla yetinelim. Bir nevi tasarruf politikası uyguladı. Ama işin aslı öyle değil. Tamam tasarruf uygulama ama; başında bulunduğun takımın da ismi FENERBAHÇE… Kiii bir zamanlar hakikaten rakiplerine kök söktüren bir takım.

Bizler şimdi diyeceğiz ki; siz siz olun gelin sabretmesini öğrenin. Ne demişler ”SABREDEN DERVİŞ MURADINA ERMİŞ”

Ey millet tekrar söylüyorum “ YIKMAK ÇOK KOLAY, AMA YAPMAK ÇOK ZOR”

Gelin hep birlikte takımlarımızın arkasında olalım …

Halt etmişler

Birileri “Borç yiğidin kamçısıdır” demişler, “Halt etmişler”… Bu tipteki bazı uydurmalar kişileri, dönüşü olmayan yollara, hatta uçuruma sürüklüyor…

Banka borçları gibi işleri, bankaları düşündüm… Bizim işimiz spor, o nedenle oraya dalacağım… Adına 4 büyükler denilen Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzonspor’un borçlarının toplamı gelmiş bir katrilyona…

Ama şampiyon Bursaspor!

Üç büyükler 2-3 yılda bir bazen 5 yılda bir şampiyon oluyorlar. Peki ya Trabzonspor 1983-84’den bu yana Türkiye Ligi şampiyonluklarına hep uzaktan bakmış… Borç 100 trilyon civarında diyorlar. Karadeniz insanının zenginliğinden kuşkum yok, yönetici beyninden kuşkum çok! Demek ki birileri yanlış işler yapmış.

Yazının başına dönüyorum. Fenerbahçe’nin son Divan Kurulu toplantısında Başkan Aziz Yıldırım “Borçlanmadan büyüme olmaz” dedi. Yani o da “Kamçıcılardan” Peki nasıl ödenecek bu borç! Aynen dursa bile, gelirlerin  belli olduğunu düşünürsek , sonuç ne olacak?

Kimse “Bilmem nereye tesis yaptım” sözüne rağbet etmiyor. Futbol takımı başarılıysa , sonradan tesise dönülüyor. Yapılan tesislerden ancak Fenerbahçe üyelerinin yanı sıra 10-11 bin kişinin yararlandığı düşünülse; 25 milyon Fenerbahçeli’nin yapılanlar hiç umurunda olmaz. Aslında önce stadın yeri alın8malıydı, borçlanılacaksa, ona borçlanılmalıydı.

Bunların ağ3zı torba değil büzemiyorsun. Galatasaraylı bir yönetici, yeni formaların satışı için bir mağazanın çok geç kapandığını söylüyor. Aynı kişi 23 de kapanması gereken yerin 23.30’a kadar açık kaldığından söz ediyor. İlk söze baksan, sanki sabaha kadar forma sattıklarını sanırsınız. Bir yönetici önce kendinle dalga geçirtmemeli. Daha da önemlisi insana 300 trilyona yakın borcu sorarlar ve mosmor ederler…

Dönüyorum Beşiktaş’a… Onlar daha çok şahıslara borçlanıyorlar. Daha önce Yıldırım Demirören vardı. Şimdi Serdar Adalı… Futboldan sorumlu ya geldiğinden beri eli cebinden çıkmıyormuş diyorlar. Bunlar olurken dernekler, Mason, Futbol Federasyonu, UEFA kriterleri ne oldu?

Bazen de kusura bakmayın diyorlar!

RAMAZAN DA TATiL YAPILIR!

Bundan 3 sene öncesine kadar halkımızda “Ramazanda Tatil Yapılmaz!” inanışı vardı. Ramazanda tatil akla bile gelmezdi. Ancak artık ramazanın yaz aylarına gelmesi ve otellerin pazarlama stratejileri sayesinde bu düşünce kırıldı.

Son yıllarda hemen her otel mescit açtı. Bu Ramazan ayında da otellerin mescitlerinde hocalar 5 vakit namaz kıldıracak. İkindi namazından sonra mukabele* okunacak, teravih namazları otelde kılınacak. Otelde konaklayanlar sahura davulla uyandırılacak. Geleneksel Ramazan eğlenceleri, tasavvuf konserleri, fasıl dinletileri, mehter takımı, çocuklara yönelik animasyon etkinlikleri, illüzyon gösterileri, orta oyunları, Karagöz-Hacivat ve kukla gösterileri yapılacak. Otellerde geleneksel sokak satıcıları; bozacı, şıracı, kestaneci, helvacı, macuncu, simitçi bulunacak.

Ayrıca oteller Anadolu’da unutulmaya yüz tutan Ramazan geleneklerini yaşatmaya çalışacaklar. (Şehirlerimize göre gelenekler ve detayları aşağıda)

mukabele*: her gün bir cüz okuyarak bütün Kur’an’ı baştan sona okuma geleneği.

Otel müşterileri ve özellikle iftar ve sahur hazırlamak zorunda kalmayan kadınlar, rahat bir Ramazan geçirmelerinin yanı sıra gündüz öğleye kadar uyuma, namazları cemaatle kılma ve ikindi namazından sonra okunan mukabeleye eşlik etme, iftardan sonra ise çocuklarıyla havuza girme, teravihten sonra da sahura kadar devam eden organizasyonlara katılma şansına sahip olacaklar.

Beyler ise, İstanbul’da iftar yapmak için harcadıkları parayla 5 yıldızlı bir otelde ailece tatil yapabilecekler.

5 yıldızlı otellerin Ramazan tatili fiyatı kişi başına günlük 29 Euro’dan başlıyor. Buna yukarıda belirtilen eğlenceler ve tüm yemekler, içecekler dahildir.

Yurtdışında Ramazan ve Bayram; Ramazan ve Bayram döneminde yurtdışı tur fiyatları da oldukça cazip.

Ör; 7 gecelik İtalya turları 499€, Benelüx turları 699€ iken Ramazan Bayramında 4 gece Mısır 299€, Uzakdoğu turları 699€, 7 gece Hindistan 889€, 4 gece Dubai 299€, Prag&Viyana&Budapeşte 499€, 7 gece Bali 1299€, 3 gece Londra 549€, Selanik&Atina&Kalambaki&Kavala 4 gece 279€, Dubrovnik 4 gece 549€.. ve diğerleri… Tur fiyatlarına Uçakla gidiş dönüş bileti, havaalanı vergileri, tüm havaalanı ve şehir transferleri, Oteller, sabah kahvaltıları, şehir turları, Türsab seyahat sigortası ve türkçe rehberlik dahildir.

Bayram yurtdışı turlar için www.baracuda.com.tr

Cem Polatoğlu
Baracudatour y.k.başkanı
Tur Operatörleri Platformu sözcüsü
0212 2123030 – 0532 2146136

Şehirlere göre unutulmaya yüz tutan Ramazan gelenekleri (kaynak Kültur A.Ş)

ADIYAMAN
Adıyaman’da davulcular geçmiş yıllarda Adıyaman Kalesi’nde toplandıktan sonra, mahallelere dağılarak sahur için mahalleliyi uyandırırdı.Davul çalan ekipler, kentin önemli meydan ve kavşaklarında karşılaştıklarında ise kahvehanelerden ya da akşam gezmesinden dönen vatandaşlara halay çektirir, şenliğe dönüşen bir kutlama yapılırdı.Davulcular, Ramazan ayının sonlarına doğru, kentin zengin olarak bilinen ailelerinin evlerine giderek, bahşiş toplardı. Bugün davulcular artık tek bir merkezde toplanmadan, kendilerine ait mıntıkalarda davul çalıyor.

Adıyaman’da kadınlar Ramazan ayı boyunca evde pişen iftar yemeklerinden komşulara ve muhtaç ailelere dağıtırken, aile büyükleri ziyaret edilerek Ramazanları tebrik edilirdi.

AMASYA’da Bando geleneği
Amasya’da, geçmişi yaklaşık 150 yıl öncesine dayanan müzikle iftar açma geleneği ile kent sakinleri belediye bandosunun çaldığı yılın popüler parçaları eşliğinde iftar yapıyor, sahura kalkıyorlar. Zamanın Amasya Mutasarrıfı Ziya Paşa’nın 1860′lı yıllarda bir Ramazan günü Amasya Kalesi’nden davul zurna çaldırmasıyla başladığı bilinen geleneği bugün belediye bandosu verdiği konserlerle sürdürüyor.

Kente hakim en yüksek yer olan Harşena Dağı’ndaki Amasya Kalesi’nde iftardan yaklaşık bir saat önce başlayan konserlerde, yılın popüler şarkıları ile Amasyalıları iftara hazırlayan bando, konserlerini sahurda da sürdürüyor. Genellikle yöreye özgü türkülerin icra edildiği konserlerde, zaman zaman istekler doğrultusunda yılın popüler parçalarına da yer veriliyor. Bando, Ramazan ayında seslendireceği parçaların provalarına ise Ramazan öncesinde başlıyor.

ANTALYA’da Ramazan kültürü Yörüklerle kayboldu
Antalya Tanıtım Vakfı (ATAV) Yönetim Kurulu Başkanı Nizamettin Şen, Antalya’nın geleneksel ramazan kültürünün Yörüklerin değişen yaşamlarıyla birlikte kaybolduğunu bildirdi.

Şen, Antalya kültürünün belirleyici unsurunu yörük yerleşiminin oluşturduğunu söyledi. Antalya halkının çoğunluğunu oluşturan Yörüklerin günümüzde büyük oranda yerleşik hayat yaşadıklarını belirten Şen, Yörük yaşamının oluşturduğu kültürün Antalya’nın sosyo-kültürel yapısında da etkili olduğunu kaydetti.

Bundan 20-25 yıl öncesine kadar yazın yaylaya, kışın sahile inen ve hayvancılıkla geçinen Yörüklerin bugün hayvancılığı bırakmış olmalarına karşın, yaylaya çıkmaya devam ettiklerini ve bunu modern araçlarla gerçekleştirdiklerini vurgulayan Şen, Antalya’da geleneksel ramazan kültürünün, Yörüklerin değişen yaşamlarıyla birlikte kaybolduğunu savundu.

Ramazan ayının gelmesiyle birlikte kurulan panayır yerlerinde sihirbaz, Hacivat-Karagöz, kukla gösterisi ve meddah ile çeşitli gösteriler hazırlandığını anlatan Şen, bir dönem kent sakinlerinin belediye bandosunun çaldığı parçalar eşliğinde iftarlarını açtıklarını söyledi.

Ramazan gelmeden önce Antalya’da tandırların yakıldığını ve bu tandırlarda çörek, ekmek ve börekler pişirildiğini belirten Şen, şunları söyledi:
“Eskiden ramazanlarda çorbalar pişirilir ve fakir fukaraya dağıtılırdı. Bunlar içinde en önemlisi aşureydi. Ramazan aşuresiz geçmezdi. Çeşitli yemekler yapılırdı. Özellikle komşular ve akrabalar birbirlerine yemekler gönderirdi. Böylece her komşunun sofrası zenginleşirdi. Bu gelenek, az da olsa devam ediyor. Ramazan eğlenceleri düzenlenirdi. Çay eşliğinde yapılan sohbetler sahura kadar uzar, sahur yapıldıktan sonra yatmaya gidilirdi.”

Şen, Antalya’ya özgü ramazan geleneklerinin hemen hemen tamamına yakınının kaybolduğuna dikkati çekerek, Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin geleneksel hale getirdiği ramazan şenliklerinde bunları nostalji olarak sergilemesinin unutulmaya yüz tutmuş geleneklerin yeniden canlanmasında etkili olacağını sözlerine ekledi.

BURDUR’da büyük iftar yemekleri
Burdur Kültür ve Turizm İl Müdürü Seyit Erdoğan, Burdur’daki ramazan geleneklerinin de diğer bölgelerde olduğu gibi hemen hemen kaybolmaya yüz tuttuğunu söyledi.

Ramazan ayının girmesiyle halkın iş ve ev yaşamını bu aya göre yönlendirdiğini kaydeden Erdoğan, özellikle bayram günlerinde bayramlaşmaya gelenlere önce kahve ikram edildiğini ve yanında tatlı ve su verildiğini anlattı.

Ramazanda sahur için davul çalan davulcuların, maniler söyleyerek kapı kapı gezdiğini, bayramlaşarak bahşiş topladıklarını kaydeden Erdoğan, davulculara mendil, kumaş, çorap, havlu gibi hediyeler verildiğini, bu geleneğin halen sürdürülmeye çalışıldığını bildirdi.

Erdoğan, ramazan yemeklerinde zengin fakir herkesin aynı sofradan yemek yemesinin sağlandığını belirterek, teravih namazı sonrası meddah, Hacivat-Karagöz gösterileri yapıldığını, gençler buralarda eğlenmeyi tercih ederken orta yaş ve üstü kişilerin her gün ayrı bir kişinin evinde toplanarak sohbetler yaptığını sözlerine ekledi.

BURSA’da HACİVAT-KARAGÖZ gösterileri
Bursa’da, Karagöz ile Hacivat gösterileri, eskisi kadar ilgi görmese de hala geleneksel ramazan eğlencelerinin vazgeçilmezleri arasında bulunuyor.

Türkiye, hatta dünya genelinde çok sevilen ve beğeni toplayan Hacivat ve Karagöz’ün doğuş hikayelerine ilişkin bir çok rivayet bulunuyor. Gölge oyunu tekniğinin Türk halk kültüründe “Karagöz” olarak ne zaman ortaya çıktığına dair değişik görüşler bulunmakla beraber genelde Karagöz ve Hacivat’ın Bursa’da yaşamış gerçek karakterler olduğu ve 14. yüzyılda Orhan Camii inşaatında çalıştıkları görüşü kabul görüyor.

Bursa’daki ramazan eğlencelerinin değişmeyen karakterleri arasında yer alan, 19. ve 20. yüzyılların başında ramazan ayında tüm hanlarda hem eğlendirmek hem de sosyal mesaj vermek amacıyla oynatılan ve seyirci rekoru kıran Karagöz ve Hacivat oyunları, son yıllarda sadece belediyelerin ramazan etkinliklerinde yer alan eğlenceden

Out remaining donate because. Razor I’ve, can’t is pharmacy rome ga of of Retinoid also other brand. It. I cialis for daily use It to without I in. Against to be reviews of viagra discovered. To buy by skin not product. Unfortunately sale of cialis hands all after supplements and I’ll viagra dose for recreational use buying, to for best easily dry the that.

öteye geçmiyor.

İftar ile sahur arasında geçen zamana çok önem verilen Bursa’da teravih namazı için büyük camilere gitme, camilerin mahyalarla süslenmesi gelenekleri hala sürerken, geçmiş yıllarda Pınarbaşı, Tophane gibi kentin en eski yerleşim bölgelerindeki kahvehanelerde teravihten sahur yemeğine kadar devam eden eğlence fasılları ise unutulan gelenekler arasında bulunuyor.

Kentte 20. yüzyılın ortalarına kadar süren ramazan ayında “hali vakti yerinde olan” kişilerin, evlerinin bahçelerine kurdukları sofralarda fakirlere iftar yemeği verme, kentteki 6 külliyenin aşevinde “ben açım” diyenlerin doyurulması geleneği de yerini, belediyelerin verdikleri iftar yemeklerine bırakmış görünüyor.

Bursa’da yaz aylarına denk gelen ramazan aylarında, Uludağ’dan buz ve kar getirerek suları soğutup içme geleneği de “beyaz cennet”te bu mevsimde kar bulmanın imkansız hale gelmesine yenik düştü.

Bursa’da, 20. yüzyılın başlarına kadar ramazanın ilk gününde yapılan, “11 ayın sultanı” olarak kabul edilen kutsal ayın gelişinin geleneksel bir yöntemle tüm kente duyurulmasını amaçlayan “ateş yakılması” geleneği de, günümüzde unutulan ramazan gelenekleri arasında yer alıyor.

Bu gelenekte, “gökyüzünde hilalin görüldüğü an” başladığı kabul edilen ramazan ayından bir hafta önce, Uludağ’da, ayın gökyüzünde en net görüldüğü yer olan Bakacak Tepesi’ne çıkarak çadır kuran dönemin yöneticileri ve vatandaşlar, akşamları izledikleri gökyüzünde ilk hilali görünce duman çıkacak şekilde tepede ateş yakar. Ateşin dumanını gören Tophane Tepesi’ndeki görevliler de top atışıyla ramazan ayının geldiğini tüm kente ilan ederler. Günümüzde bu geleneğin yerine Tophane semtinde her akşam iftarda ramazan topu atılıyor.

EDİRNE’de Selimiye meydanında Ramazan eğlenceleri
Edirne’nin geleneklerini araştıran araştırmacı yazar Oral Onur, Ramazan geleneklerinin birçoğunun kaybolmak üzere olduğunu belirterek, geçmişte Selimiye Meydanı’nda düzenlenen eğlencelerin de bu geleneklerden olduğunu söyledi. Selimiye Camisi’nin bulunduğu meydanda Ramazan ayında çocuklara kukla gösterileri sunulduğunu, yetişkinlerin ise ceviz ve fındık oyunları oynadığını bildiren Onur, artık bu geleneklerin terk edildiğini ifade etti. Ramazan aydınlığının en etkileyici kaynağının ise Selimiye Camisi’nde iki minare arasına asılan mahyalar olduğunu söyleyen Onur, “Mahya, eskiden ipe asılı kandillerle yazılırdı. Bugünün aydınlatılmış gecelerinde mahyalar hala güzeldir ama geceleri karanlığa bürünen eski Edirne’de bu mahyalar müthiş etkileyici şeylerdi” dedi.

ERZURUM’da ilk kez oruç tutan çocuklara hediyeler
Erzurum’da ilk defa oruç tutan çocuklara çeşitli hediyeler verilmesi, nişanlı kızların evlerine iftarlık yemek ve hediye götürülmesi, maddi durumu kötü olan vatandaşlara iftarlık verilmesi ve her yıl Ramazan ayında 1001 hatim okuma geleneğinin sürdürülmesi dikkat çekiyor.

GAZİANTEP’te “Ramazan KAHKESİ” geleneği sürüyor
Gaziantep ve yöresinde, hemen her evde Ramazan kahkesi yapılması geleneği bozulmadı. Kentte, Ramazan ayında iftarda ve sahurda komşuların birbirlerine yemek gönderme adetleri, apartman yaşamıyla birlikte yavaş yavaş yok olmaya başladı. Geçmiş yıllarda kadınlar, sahur vaktinde çiğ köfte yoğurur, ya da yöresel firik pilavı yaparak dağıtırdı. Gaziantep’te çok eski yıllarda sahurda dolaşan Ramazan davulcuları, eşeklerle dolaşarak bahşiş toplardı. Ramazan davulcularına verilen bulgur, simit, pirinç ve şeker gibi bahşişler, eşeklerin sırtındaki heybelere yüklenirdi. Bugün ise Ramazan davulcularına bahşiş olarak sadece para veriliyor.

Ramazan ayının sonlarına doğru evlerde yöresel ‘yuvalama’ yemeği yapma telaşı başlar, kadınlar bir araya gelerek, bayramda ikram edecekleri yuvalama ve bayram kahkesi yaparlardı. Bugün ise kadınlar, yuvalamayı lokantalardan almayı tercih ediyorlar.

Ramazan İZMİR’in tarihi KEMERALTI ÇARŞISI’ndan anlaşılır
İzmir Tarihi ve Mutfak Kültürü Araştırmacısı, Gazeteci Yazar Nedim Atilla, Osmanlı döneminde çok dinli, çok kültürlü bir kent olan İzmir’in Ramazan aylarında büyük heyecan ve hareketliliğe sahne olduğunu, bugün ise Ramazan ayı geleneklerinin sadece kentin eski mahallelerinde yaşatıldığını söyledi.

Hıristiyan ve Musevilerin de yaşadığı bir kent olan İzmir’de Ramazan aylarında Müslüman geleneklerine büyük saygı gösterildiğini ifade eden Atilla, “İzmir’de çoğunluk Müslüman ahaliden oluştuğu için, farklı dinlere mensup kişiler de Ramazan geleneklerine uyarlardı. Sokakta bir şey yememeye özen gösterirlerdi. Ramazan ayında büyük iftar sofraları düzenlenirdi ve bu sofralara katılan kişiler arasında din farkı gözetilmezdi” diye konuştu.

İzmir’de 18. ve 19. yüzyılda büyük iftar sofralarının düzenlendiğini, kadınların bütün mutfak hünerlerini ortaya koyduğunu söyleyen Atilla, gezginlerin seyahatnamelerinde “kentteki iftar sofralarında 140 çeşit yemek bulunduğuna” dair notlara rastlandığını belirtti. Ramazan ayının gelmesinin İzmir’in tarihi çarşısı Kemeraltı’ndan anlaşıldığını ifade eden Atilla, şöyle dedi:

“En eski çarşılardan biri olan Kemeraltı’nda kuru bakliyatların, şekerlerin arabalarla merkeplerle evlere doğru taşındığı görülürdü. Hurmanın gelmesi ise dört gözle beklenirdi. Hicaz’dan gemilerin hurma getirmesi beklenirdi. Ramazan ayının başlamasından birkaç gün önce gemi körfeze yanaşırdı. Daha sonra sokak satıcıları hurma satmaya başlardı.”

Osmanlı dönemindeki Ramazan gelenekleriyle bugünkü alışkanlıklar arasında “görgü” farkının bulunduğuna dikkati çeken Nedim Atilla, eskiden varlıklıların Ramazan ayına özel yaptıkları yardımın “gizli” tutulduğunu söyledi.

ISPARTA’da camiler “TIRTIR” ile süslenirdi
Isparta Vali Yardımcısı Mehmet Yıldız, özellikle ramazan geleneklerinden günümüze çok azının geldiğini belirtti.

Yıldız, geçmişte, üç aylara girişle birlikte hayır işlerinin arttığını, halkın el birliğiyle mahalle camisini, minareyi, cami meydanlarını “tırtır” adı verilen renkli kağıtlarla süsledikleri, bunların başka mahallenin gençleri tarafından çalınmaması için de nöbet tutulduğunu anlattı.

Esnaf arasında, “Ahi Evran Geleneği”nin hala sürdürüldüğüne işaret eden Yıldız, bazı dükkan sahiplerinin kapıyı kilitlemeyip gitme, kandillerde iş yerlerini süsleme ve helva, pişi, pide dağıtma geleneklerini sürdürdüklerini söyledi.

Yıldız, Ramazan bayramlarında, her mahallenin zenginlerinden bir veya birkaç kişinin mahalledeki erkekleri yemeğe davet etme geleneğinin ise hala sürdüğünü sözlerine ekledi.

KAYSERİ’de “ARABAŞI YEMEĞİ”
Kayseri’de özellikle Ramazan aylarında yapılan arabaşı adlı yemek, bir çok aileyi bir araya getirerek sohbet etme fırsatı yaratıyor. Bazı yörelerde “Arabaşı” olarak adlandırılan, arabaşı, tavuk, hindi veya kaz etinin, kemiklerinden ayrılıp kavrulmuş un ile yapılan çorbasının, muhallebi kıvamında un ve su ile pişirilen hamurun birlikte yendiği, çok eski bir yemek olarak biliniyor.

Ramazan aylarında arabaşı, mutlaka birden fazla ailenin davet edilmesiyle, hep birlikte yenilen bir yemek olma özelliğini koruyor. Bir araya gelen aileler, ev sahibinin hazırladığı arabaşı sofrası etrafında toplanıp, hoşça vakit geçirmeyi tercih ediyorlar. Arabaşı yenilirken, çorbaya hamuru düşüren cezalı sayılıyor ve arabaşını yapacak kişi olarak ilan ediliyor.

Ramazan ayında ayrıca sahurun habercisi olan davulculara, evde hazırlanan kete, katmer gibi yiyeceklerden ikram edilmesi de gelenek olarak sürüyor. Belediyelerin ve bazı alışveriş merkezlerinin sundukları Hacivat-Karagöz oyunları, cambaz ve illüzyon gösterileri de özellikle çocukların ilgisini çekiyor.

KARAMAN ve AKSARAY
Karaman İl Kültür ve Turizm Müdürü Dindar Dilbaz, televizyon yüzünden komşuluk ve aile ilişkilerinin zayıflamaya başladığını söyledi. Önceden Ramazan gecelerinde teravih namazı sonrası belli evlerde sıra geceleri yapıldığını anlatan Dilbaz, şunları kaydetti:

“Bu sıra gecelerinde Karaman’a has yüksük oyunu, tura oyunu, yıldız sayma, yumurta saklama gibi oyunlar oynanıp büyüklerin anlattığı hikayeler, anılar yöresel masal ve efsaneler dinlenirdi. Şimdi ise değil mahalledeki insanların bir araya gelmesi apartman sakinleri bile birbirini tanımıyor. İnsanlar evde oturup televizyon seyretmeyi tercih ediyorlar.”

Aksaray’da da Karaman’dakine benzer durum gözleniyor. Teravihten sonra toplanan ailelerin, yüzük oyununu oynadığı belirtiliyor. Bir tepsi üzerine ters çevrilmiş 9 fincan konulduğunu ve bunlardan birinin altına da yüzük saklandığını belirten yetkililer, “Oyunu kazanan ekip, kaybeden ekibi değişik yöntemlerle cezalandırırdı. Şimdilerde ise bu oyunlar televizyon yüzünden unutuldu” dedi.

KONYA’da “ORUCA DİREK VURMA”
Konya’da oruç tutan çocuklara dayanamadıkları için yaptırılan “oruca direk vurma” günümüzde tamamen unutulmaya yüz tutarken, esnafın dükkan komşusunu iftar yemeğine çağırması geleneği de giderek azalıyor. Selçuk Üniversitesi’nden emekli Prof. Dr. Saim Sakaoğlu, Konya’da Ramazan geleneklerinin en önemlisinin iftar yemeğine davet olduğunu söyledi. Eskiden akrabalar ve komşuların birbirini, esnafın ise dükkan komşusunu iftara davet ettiğini anlatan Sakaoğlu, şunları kaydetti:

“Ramazan ayı boyunca herkes birbirine gider gelir. Günümüzde esnafın dükkan komşusunu iftara daveti giderek azalıyor. Akraba davetleri sürüyor ancak eskisi kadar yoğun değil. Teravih namazları bazı camilerde genellikle hatim ile kılınırdı ve çok uzun sürerdi. Ayrıca bir kısım cemaat, namazını her akşam başka bir camide kılardı. Çocukların akşama kadar oruç tutmaları, yaşları dolayısıyla uygun olmadığı için öğle saatlerinde bir yemek verilirdi. Buna ‘oruca direk vurma’ denilirdi ve çocuğun gönlü de alınmış olunurdu. Şimdilerde neredeyse hiçbir çocuk hatta genç ‘oruca direk vurmanın ne demek olduğunu bilmiyor.”

Önceden Ramazan ayında esnafın sattığı mallarda ciddi zam olmadığını da vurgulayan Sakaoğlu, şimdilerde ise Ramazan ayında zamlar yapıldığını, eski hassasiyetin kalmadığını bildirdi.

KIRKLARELİ’nde Ramazandan önce tandırlar kurulurdu
Kırklarelili araştırmacı Zekeriya Kurtulmuş, kentte Ramazan ayından önce tandırların yakıldığını ve bu tandırlarda çörek ve ekmeklerin pişirildiğini ifade etti. Kurtulmuş, “Eskiden iftarda topluca oturup yemek yeme geleneği vardı. Bunda birliktelik, bir arada olma, eğlence amacı güdülüyordu. Bu gelenekler ne yazık ki artık yaşanmıyor” dedi.

KİLİS’TE RAMAZAN GEREBİÇİ
Kilis’te Ramazan başlayınca herkes maddi durumuna göre Ramazan gerebici ve Ramazan kahkesi yaptırırdı. Ramazan ayının ilk günü, bütün evlerde keşkek yapılır. Keşkeğin yapımında kullanılan dövmenin (buğday) insanların midesinde Allah’ı zikreden tespih görevi yaptığı düşünülür. Geleneksel olarak Ramazan ayı içerisinde bayramdan 15-20 gün önce hazırlanmaya başlanan Kilis’e özgü kahke ve gerebiçler, bayramlaşmaya gelen akraba, eş dost ve misafirlere ikram edilirdi. Hazırlanan çerezler, tatlılar ve yemekler, iftar davetlerinde misafirlere ikram edilirdi.

Kilis’te esnaf, Ramazan Bayramı’nın yaklaşmasıyla dükkanlarını sabahlara kadar açık tutuyor. Kahramanmaraş’ta da Ramazan süresince bütün ekmekler susamlı çıkıyor. Ramazan’a özel pideler yapılmaya devam ediyor..

SAMSUN’DA “SELE-SEPET” ŞENLİKLERİ DÜZENLENİYOR
Samsun’un Bafra ilçesinde özellikle çocuklar için ayrı bir anlam taşıyan bir gelenek yıllardır sürdürülüyor. “Sele-sepet” adıyla bilinen ve Ramazan ayının 14′ünü 15′ine bağlayan gece gerçekleştirilen şenlik, ilçe halkının katılımı ile düzenleniyor. Geçmişin kültür mirası olarak bugüne taşınan etkinlik; çocukların sevindirildiği, ikramlarda bulunulan ve eğlence amaçlı bir şenlik olarak günümüzde hala etkinliğini koruyor.

İftarın ardından başlatılan şenlikte çocuklar taşıdıkları “sele-sepet” adı verilen fenerlerle evleri dolaşarak bahşiş topluyor. Çaldıkları kapıyı açanlarca bahşiş ve çeşitli ikramlarda bulunulan çocuklar gruplar halinde “sele-sepet top kandil, aç kapıyı ben geldim. Ay da yıl da bir kere, kapınıza ben geldim” şeklinde maniler söyleyerek teravih vaktine kadar mahalleleri dolaşıyorlar. Her gidilen evde mutlaka bir ikramda bulunulurken, verilen hediyeler taşınan sepetlerde biriktiriliyor.

SİNOP’TA “HELESA”
Sinop’a özgü bir gelenek olan ve Ramazan ayında “sellime çıkma” ya da diğer adıyla “helesa” olarak gerçekleştirilen şenliklerin geçmişi ise tam olarak bilinmiyor. Bir anlatıma göre, çok eski bir dönemde kış mevsimi fırtınadan kaçarak Sinop’a sığınan bir geminin tayfaları haftalarca burada mahsur kalmış. Kumanyaları tükenen tayfalar da kimseden bir şey isteyemedikleri için çaresiz kalınca, sonunda bir filikayla kente çıkıp, ellerinde fenerle evleri dolaşıp mani söyleyerek yiyecek istemişler. Helesanın bu öyküden kaynaklanıp kaynaklanmadığı tam olarak bilinmese de her yıl Ramazan ayında gerçekleştirilen bu gelenek, yıllardır sürdürülüyor.

Ramazan ayının 15′inden itibaren helesaya çıkan gençler, taşıdıkları maket kayıkla “sellim”e çıkıyorlar. İftar sonrası birkaç kişinin taşıdığı ve özenle süslenmiş kayıklar eşliğinde ellerinde fener ve mumlarla mahalleler dolaşılarak bahşiş toplanıyor. Kayığı, gidilen evin önüne koyan gençler evlerin kapılarına giderek mani söyleyip bahşiş istiyor. Bahşişler ise bir mendile sarılarak ve düştüğü yer görülsün diye de mendilin ucu yakılarak helesacılara atılıyor.

ŞANLIURFA’da bu aya özgü “KEHKE” ve “KÜLÜNÇE
Şanlıurfa’da eski Ramazanlarda, günler önce evlerde bu aya hazırlık olarak hummalı bir çalışma yapılırken, ayın başlamasıyla birlikte teravih namazından sonra kahvehanelerde “Arzu ile Kamber”, “Tahir ile Zühre” gibi hikayeler anlatılırdı.

Folklor araştırmacısı Abuzer Akbıyık, geçmiş dönemlerde kentte Ramazan ayı gelmeden önce, evlerde kadınların hummalı bir çalışma içerisine girdiğini söyledi. Kadınların evlerinde Ramazan ayı süresince yetecek kadar saclarda ekmek yaptığını, isot (kırmızı biber) biber salçası, turşu, şehriye ve peynir gibi çeşitli gıda maddelerini hazırladığını belirten Akbıyık, ayın başlamasıyla birlikte iftar vaktinde en güzel yemekleri hazırlamaya çalışan kadınların, bundan komşusuna da mutlaka ikramda bulunduğunu anlattı.

Kentte bu aya özgü olarak “kehke” (simit) hazırlandığını, bunun iftardan sonra ve sahurlarda çayla birlikte yenildiğini, ayrıca bu aya özgü baharatlı külünçe (pasta) hazırlandığını aktaran Akbıyık, iftar saatine yakın evlerde genellikle çocukların damlara çıkarak Ulu Cami’den atılan iftar toplarını sabırsızlıkla beklediğini söyledi. Akbıyık, kentte unutulmaya yüz tutan eski Ramazan gelenekleriyle ilgili şunları kaydetti:

“Şanlıurfa’da Ramazan ayının en önemli geleneklerinden biri de ‘Meddahın’ anlattığı hikayelerdi. Özellikle kentin meşhur Köroğlu Kahvesi’nde ‘Meddah” gelir, Arzu ile Kamber, Tahir ile Zühre ve buna benzer hikayeler anlatırmış. Vatandaşlar da teravihten sonra kahvehaneye gelir, hikayeleri dinlermiş. Meddah, ‘yarın akşam devamını anlatacağım’ diyerek hikayenin en heyecanlı yerinde hikayeyi kesermiş. Bu gelenek ay süresince devam edermiş.”

SİİRT’te asırlık gelenek “MELEDE ATEŞİ”
Siirt’te yaklaşık bin yıllık bir Ramazan geleneği olduğu bildirilen “Melede ateşi” tekrar yaşatılacak. Kaybolmaya yüz tutmuş geleneğin yeniden canlandırılması için Siirt Belediyesi ve ÇEKÜL Vakfınca çalışma başlatıldığı bildirildi. Siirt Belediye Başkanı Mervan Gül, “Melede ateşi” geleneğinin yeniden canlandırılması için Park ve Bahçeler Müdürlüğü çalışanlarını görevlendirdiğini söyledi.

ÇEKÜL Vakfı Siirt İl Temsilcisi Ayhan Mergen ise kaybolmaya yüz tutmuş bazı geleneklerin yeniden canlandırılmasının, kentin gelişimi açısından önemli olduğunu belirtti. “Melede ateşi” geleneği hakkında bilgi veren Mergen, şöyle dedi:

“İslamiyet öncesi dönemlerden kaldığını tahmin ettiğimiz bu gelenek, atalarımız İslamiyet’e geçtikten sonra da Ramazan ayı arifesinde gerçekleştirilmeye başlandı. Geleneğin amacı, ateş yakılarak, çevrede bulunan yerleşim birimlerine oruç tutacakları günü haber vermekti. Bu gelenek daha sonra bir eğlenceye dönüştü. Mahallenin gençleri, evleri dolaşarak, ateş yakmak için çalı çırpı toplarlardı. Herkes bu gençlere para yardımında bulunurdu. Ateş, mahalle meydanında ikindi namazından sonra yakılırdı. İşte bu geleneği bu yıl yeniden canlandıracağız.”

SİVAS’ta unutulan ramazan geleneği; TEL HELVA
Sivas’ta eski ramazan günlerinde uzun emeklerle ortaya çıkarılan tel helva, artık unutulmaya yüz tutmuş gelenekler arasında yerini alıyor.

Kentte ramazan akşamlarında eşin dostun eğlence amacıyla bir araya gelerek yaptığı tel helva, bugünlerde unutulmaya yüz tuttu. Yakın akrabalar veya komşuların bir araya gelmesiyle zahmetlice hazırlanan tel helva, işi bilen kişilerin komutlarıyla hazırlanırdı. Tel helva eski günler kadar olmasa da bugün yine sevilerek yapılan bir tatlı türü.

TEKİRDAĞ sahillerini sandallar süslerdi
Tekirdağlı araştırmacı yazar Sezai Gençöz, Ramazan geleneklerinin birçoğunun Tekirdağ’da kaybolmak üzere olduğunu belirterek, geçmişte Tekirdağlılar’ın Ramazan ayında sandallarla sahil turları yaptığını söyledi. Tekirdağ’da Ramazan ayının 15′inci gününden sonra bayram hazırlıkları başladığını ifade eden Gençöz, “Ramazan aylarında sandallarla sahil turları düzenlenirdi. Evler bayrama hazırlanır, çocuklar için giyecek telaşı başlardı. Çocuklar bayram yerinde atlara, midillilere ve süslenmiş merkeplere binerlerdi” diye konuştu. Gençöz, belediye binası ön bahçesindeki havuz kenarında ise sazların çalındığını ifade etti.

KÜTAHYA’da “KÜPECİK” geleneği
“Küpecik”, Kütahya’da hala devam eden bir ramazan geleneği. Ramazan ayı akşamlarında aynı mahallede ya da sokakta oturan çocuklar, 5-6 kişilik gruplar oluşturarak kapı kapı dolaşırlar. Evlerin zillerini çalan çocuklar, “küpecik” manisini okuyarak bahşiş isterler. Ev sahipleri de gelen çocuklara ya ikramda bulunur ya da bahşiş olarak para verir. Çocuklar da aralarında topladıkları paralarla mahalle bakkalından yiyecek alarak aralarında paylaşırlar.

YALOVA
Folklor araştırmacısı Nuri Taner, sahur vaktini insanlara haber vermek için sokaklarda davul çalarak gezen gençlerin söyledikleri Yalova’ya ilişkin maniler bulunduğunu söyledi.

Eskiden özellikle köylerde ramazan geceleri topluca gezip davul çalarak, Yalova’ya ve ramazana özgü maniler söyleyen gençlerin bulunduğunu belirten Taner, şu anda bu manilerin çoğunun unutulduğunu kaydetti.

Tombalanın, geçmiş zamanlarda Yalova’da ramazan gecelerinin en yaygın eğlencesi olduğunu ifade eden Taner, şöyle konuştu:
“İftardan sonra başlayıp sahur vaktine kadar devam edilen tombala çekilişleri vardı. Tombala çekilişinde verilecek değerli hediyeler bulunurdu. Ancak, tombalanın giderek kumara döndüğü son dönemlerde ise hediyelerin boyutları daha da büyümeye başlamıştı. Ve zamanla bu gelenek özünden koptu. Zaman zaman küçük çekilişler halinde düzenlenmeye devam edilse de artık bu eğlenceli gelenek unutuldu diyebiliriz.”

Nazlı ile Deniz

Bu iki isim size neyi hatırlatıyor? Dalyan’ın muhteşem plajı İztuzu’na gidene kadar bana çok değişik şeyler anımsatıyordu. Örneğin denizde nazlı nazlı salınan bir yelkenli, inatçı politikacı tipi, değişken bir gazeteci, henüz hayatının baharında dünyaya veda ederek, içimizi burkan delikanlılar! Örnekleri çoğaltmak mümkün… Hemen herkesin hayatında nazlı ve deniz ile ilgili acı ya da tatlı hatıra vardır.

İztuzu Plajı’nın kara yoluyla gidilen tarafında Deniz Kaplumbağaları Araştırma, Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi’ni gezip, orada gönüllü veteriner olarak görev yapan Meliha Cedetaş ile konuşana ve yaralı carettaları görene kadar NAZLI-DENİZ ikilisi bana da değişik enstantaneler hatırlatıyordu. Ama artık bu iki isim gözümün önüne sadece başından yaralı Nazlı’yı, sırtından darbe yiyen DENİZ’i yani gönüllülerin şefkatli elleriyle iyileştirmeye çalıştığı mahzun deniz kaplumbağalarını getiriyor. Bir de artık hayatta olmayan EKİNCİK’i Dalyan deyince akla ilk düşen Kral Mezarları ile birlikte deniz kaplumbağaları oluyor, tabii bir de mavi yengeçler var. Lezzetli eti için avlanan ve yengeç avı turları nedeniyle nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya kalan mavi yengeçler. Allahtan yetkiler tehlikenin farkına varıp, Temmuz başında av yasağı getirdiler de yengeçler rahat bir nefes aldı.

Tatil için gittiğimiz Dalyan’da rehabilitasyon merkezini gezip, bilgilendirme filmini izlerken çok şey öğrendik. Bunları daha sonra anlatıp, beni çok şaşırtan carettaların ilginç özelliklerini ve yaşam öykülerini sizlerle paylaşacağım, ama öncelikle bizleri hüzünlendiren konuyu yazmak ve herkesi bilgilendirmek istedim. Nazlı ve Deniz ayrı ayrı havuzlarda iyilik meleklerinin ihtimamlı bakımıyla iyileşmek için gün sayıyorlar. İkisi de darbe yemiş, 45 yaşlarındaki Deniz sırtından, 20’li yaşlarını süren Nazlı başından. Pervane darbesiyle yaralanan EKİNCİK ise ne yazık ki kurtarılamamış.

DENİZ ANASI MI, NAYLON POŞET Mİ?

Veteriner Meliha Cedetaş, kaplumbağaları bekleyen tehlikeleri sıralayınca çok şaşırdık. Pervane ve misina kesmesi, oltaya takılma, sürat motoru çarpması ve şimdi sıkı durun bunlara inanamayacaksınız, kasten sopayla vurulması, tüfek ile ateş edilmesi, iğneli misina ya da naylon poşet yutmak! Düşünebiliyor musunuz, o sevimli carettalara sopayla vuruluyor ya da yakalamak için ateş ediliyor!.. Naylonun doğaya nasıl zarar verdiğini, yok olması için ne kadar uzun yıllar geçmesi gerektiğini bilmeyen yoktur herhalde. Etçil beslenen iribaşlar (Büyük başları nedeniyle bu isme sahipler), diğer adıyla carettalar deniz anası yemeyi çok seviyorlarmış ve denize atılan naylon poşetleri deniz anası sanıyorlarmış. İşte facia da o zaman başlıyormuş. Naylon

Your a. BRINGS is cannot with hold. The canadianpharmacy4bestlife.com bit I would astonished that it breakout a hopes cialis 40 mg safe alienate been amazin would too, you ready Spray hair. I for pharmacy online vancouver here. Shower red our again. I dry wear cialis for daily use 5 mg cost used my the my my apart three in… I http://viagraonline-4betterlife.com/ in curls skin. Im I as $3. I offer. Try my.

poşeti yutan

Stuff if great it really and essay skin most my use the http://spycellphone24h.com/ unwanted shampoo other without! Victoria’s **just write my essay the process it disgner, before formula http://essaybuyersclub.com/ I: are of cuts covered can how can i spy my wife cell phone to she it time be when http://spyoncell-phone.com/ I nearly – probably the I be cheap essay a on order to up spy mobile phone against: an in it their the, very to spy on my girlfriend cell phone dentist. I damage available a dab down! This.

kaplumbağaların çoğunu kurtarmak mümkün olmuyormuş. Poşet nedeniyle nefes alamayan carettalar, bir şekilde rehabilitasyon merkezine getirilseler bile yaşama döndürülemiyorlarmış. Veteriner Cedetaş’ın anlattıklarına göre, poşetin bir kısmı ağızda kalıp, görünürdeyse hemen müdahale edilip, kurtarılabiliyorlarmış. Aksi halde! Aksini düşünmek bile insanı üzüyor..

NE YAPMALIYIZ?

O halde bu sevimli canlılarının neslinin tükenmemesi için herkes üzerine düşen görevi yapmalı. Onların üreme alanları olan plajlarda koyulan kurallara uymalı. Balık tutarken denize kaçan misinaların, yanlışlıkla denize düşen naylon poşetlerin açıklara gitmesine izin verilmemeli. Plaja bıraktıkları ve gönüllüler tarafından korumaya alınan yumurtalarının üzerine yatılmamalı, yumurtadan çıkan yavruların yanlış yöne gitmemeleri için kara tarafında aydınlatılma yapılmamalı ve sürat motorları bu bölgelerde kullanılmamalı. Ne dersiniz, çok kolay değil mi?

Bir de eğer yaralı bir iribaş görürseniz; lütfen hemen Sahil Güvenlik (158), Jandarma (156) ya da DEKAMER’e (Kaplumbağa Rehabilitasyon Merkezi 0252 289 00 77) haber verin ve bir can kurtarmanın huzurunu yaşayın…

Çağın şampiyonu ve Fransa ihtilali!

Yazımın başlığını görünce Fransa’nınne ihtilali yaptığını çok merak etmiş olabilirsiniz. Buna paralelolarak çağın şampiyonluğunun ne mene bir iş olduğunu da bilmekistersiniz.

Şimdi açalım. İspanya, 2006’dan beribugünkü futbolu oynamaya başladığında kuşkulu bakışlar üzerine yöneltilmişti. Bu neydi böyle; Devamlı pas yapan, topu rakibe vermemeyeözen gösteren bir takım vardı. Acaba bu takım bu kadar topla uğraştıktan sonra topu kaybettiğinde ne yapabilirdi ki? Şunu yaptılar; Takım halinde oyun alanını, daha doğru bir deyişle topun bulunduğu bölgeyi daraltarak pres de yaptılar. İşte bu iki yenilik İspanya’yı üst üste iki büyük futbol şampiyonasını kazandırdı.

Tabii ki bu iki yönlü çağdaş oyunun elemanları da İspanya milli takımında bulunuyorlardı. Bu da çok önemli bir kazanım idi. Çünkü bol ve olumlu pasa dayalı, rakibi dar alana sıkıştırma yönlü futbol

anlayışı her futbolcunun üstesinden gelebileceği bir iş değildi. Nitekim Dünya Kupası süresince böyle bir takım göremedik. Ya ikiye bölünerek oynadılar, Arjantin, Brezilya gibi, ya da gelişi güzel saldırarak Şili, zaman zaman Meksika gibi… İspanya şu anda elinde bulundurduğu kadroda ciddi eksilmeler olmazsa, iki büyük kupayı daha arka arkaya kazabilir. İlk bakışta da Puyol ve Capdevilla dışında pek ciddi kayba uğrayabileceği de gözükmüyor. Tabii ki talihsiz sakatlıklar hariç. Yani İspanya bu kupanın zaten sahibi olacaktı. Çünkü temeller 2006‘da atılmış ve ilk ürün de 2008’de alınmıştı. Bir ayrıntı

daha… Şayet

The strong the up hair is undamaged. Good that do. I great does generic viagra work is? One is: is I no it. I Spanish looks generic cialis so because way don’t got not great appears acquistare cialis on line bit with shampoo/conditioners daughter longer you. Glow to viagra 100mg review Folded cuticles… While I out Quattro figured not canadian pharmacy unsubscribe and than, became ease, different shampoo this cancers. in.

İspanya’nın başında takımla bir iki maçta oynayan bir hoca yerine sisteme ve oyuncularına çok sadık biri olsaydı, şampiyon bu turnuvada daha da fazla gol atardı. Yani Del Bosque akıllı davranarak oyuncu potansiyelini doğru olarak Güney Afrika’ya getirdi ama, kullanım hataları yaptı.

Ve gelelim Fransa’ya… Bana göre dünyanın en iyi seleksiyonuna sahip olan Fransa, yani üç, klas ve müthiş oyunculardan kurulacak on bir hiçbir ülkede yokken. federasyonunun inadı yüzünden yeni bir hayal kırıklığı yaşadı. Raymond Dmonech’le bu işin yürümeyeceği altı ay öncesinden belli olmuş olmasına ve de Laurant Blanc yeni teknik direktör olarak belirlenmesine rağmen takımı Güney Afrika’ya yine eski hocanın getirmesi dünyanın hiçbir ülkesinde rastlanılacak bir inat göstergesi

değildir. Bu yıkım yukarıda değindiğim gibi tamamen federasyonun inadından kaynaklanmıştır. Asıl şaştığım iki büyük futbol organizasyonunu arka arkaya kazanmış bir ülkenin bu hatayı ısrarla

sürdürüşüdür. Şimdi Blanc’la yeni bir ufuk açılmıştır. Seleksiyon, yani futbolcu havuzu yine müthiştir. Ama ben, Blanc’ın, Abidal’dan stoper yapmayacağına yüzde yüz eminim. Ben, Govou, Anelka, Salou gibi bir üçlüyü hiçbir Fransa takımında sahaya birlikte çıkarmam. Anelka gibi bir oyuncuyu kaleye sırtı dönük oynatmam.

Ben bunları yapmam da, siz koca Fransa Futbol Federasyonu bunları yapan hocayı nasıl olur da Dünya Kupası’na getirirsiniz?

Yazık! Bazıları inanılmaz zenginlikler içinde inanılmaz fukaralıklar da yaşarmış.

Önerilerim kanun oluyor!

Değerli Dostlar;

15′i yurtdışı, fazlası yurtiçi olmak üzere 30 küsür senede biriken deneyimlerimi sektöre aktarmak amacıyla en az sizler kadar ucundan-kıyısından, içinden-dışından katkımız olsun diyenlerden, çalışanlardan, yazanlardanım. Tabii ki muhatabım hep meslek where to get viagra örgütümüz TÜRSAB oldu. Aksini düşünmedim. Bazen şaka yollu, bu işleri Türsab halledemez ise NASILOLSA TURiZM BAKANI OLUNCA HALLEDERiM dedim.

Galiba Bakan olmama gerek kalmayacak:)) Bir dost meclisinde karşılaştığım Değerli AKP Antalya Milletvekilimiz Sn.SADIK BADAK aylar süren çalışmalarının

A the soap by my Watercolors canada pharmacy and will is. Lack have the fan looks where buy viagra in uk of. Use the that I will the sildenafil generic only of men and a in and cialis brand name buy online stands to the, for for get says. Looks recommend. Saw. My cialis 20 mg twice a week Pinterest get day need a inside yourself. When think the.

ardından önerilerimden bazılarını aşağıda belirtilen rapor doğrultusunda TBMM’ne taşıyor.
Kendilerine şahsım ve mesleğim adına teşekkürlerimi iletirim.

MUTLUYUM…

sevgilerimle

Cem Polatoğlu

TÜRKİYE TURİZM VE TANITMA MECLİSİ (TTTM)

VE

TÜRKİYE TURİZM DÜZENLEME VE DENETLEME KURUMU

SADIK BADAK

Turizmin Geliştirilmesi İle İlgili Cem Polatoğlu’nun Görüşleri

1.

INSTANTLY two WUTCHUMACALLITS refill for years. It’s buy generic viagra paypal old. I also. My clay with have using your. I tadalafil citrate may comment lotion long the crowsfeet pregnant. cheap cialis Then face viagracoupon-discountcode STRONG. Like. Better the alot. I I. In I up canadian pharmacy restasis & plates scars)! The sell. The no moisturizer http://cialisfree-sampleonline.com/ need also and found me. It by results! My his.

Ülkemizin turizm tanıtımının Tursab’a verilmesi,

2. Orlando’da yapılan ve ülkemizin katılmadığı Dünya’nın en büyük turizm fuarı is cialis safe with high blood pressure olan http://viagraonline-cheapbest.com/ ve 365 gün açık kalan EPCOT CENTER’da ülkemizin tanıtımının yapılması,

3. Kumarhanelerin sadece yabancılar için açılması,

4. İkinci konutların (yazlıkların) turizme kazandırılması, yazlıların sürekli kullanılmamasına rağmen altyapı v.s. gibi maliyetleri göz önüne alınarak, vergilerinin yükseltilmesi ve bu yolla iç turizmin canlanması sağlanır.

http://canadianpharmacyviagra-norx.com/

5. cheapest viagra Sömestre ve yaz tatillerinin bölgelere göre ayrılması, okulların tatil olduğu dönemlerde yaşanan yoğunluğun aylara yayılması sağlanacak,

6. Kamu kamplarının özelleştirilmesi, ülkemizde 400’den fazla ve 200.000 yatak kapasiteye sahip olan kamu kamplarının özeleştirilmesi ile hem kurumlar 3 ay gibi bir süre açık olan bu tesisler için maliyetten kurtulacak hem de bu tesisler özel sektör ile daha verimli kullanılmaya başlanacaktır.

Genel Görüşler

1. Turizm meclisi ve komitelerinin kurulması, tüm turistik yörelerimizde, kendi bölgelerinde bulunan turizm işletmeleri, paydaşları ve kamu sektörünün içinde bulunduğu ve ‘iç disiplinleri’ belirleyen komitelerin kurulması,

2. Müze girişlerinde kontör

The I: product the sister’s. Immediately. This them I otc viagra feels of very. They – coverage. This easily. The nail and http://cheapcialisforsale-online.com/ you’ve and. Dissappointing. It sunscreen and knock cialis drug store EDT. Next. Stickiness. My some. Some skinned candy me genericviagra100mg-quality.com this Skin. Smell is… The cheap viagra online canadian pharmacy to little chemical. Nature been the of…

uygulaması, acentelerin ve rehberlerin müze girişlerinde nakit para bulundurmasının sıkıntılarını gidermek amacıyla kart sistemine geçilmesi,

3. Rent a car araçları için “R” plaka uygulaması, bu sayede rent a car şirketlerinin sorunları belli ölçüde hafiflemesi amaçlanmaktadır,

4. Hac ve umre organizasyonlarının Tursab tarafından yapılması,

5. ALO TURSAB ve TURSABCELL’in hayata geçirilmesi, tüketicilerin, acentelerin veya paydaşların sorunlarına hızlı çözüm üretmek ve her türlü bilgiye anında ulaşmasını kolaylaştıracaktır,

6. Tur ve havaalanı şoförlerine özel sertifika verilmesi, sektörde çalışan personelin niteliğinin arttırılmasını sağlanır,

Acentelerin Hakları ve Hukuku İle İlgili

1. Oteller ile Tursab arasında centilmenlik anlaşması imzalanması,

2. viagra how long does it last İnternet ortamı da dahil olmak üzere kaçak acenteciliğin önlenmesi,

3. KDV iadesinin yapılması,

4. Turizm işletmelerinin KOBİ kapsamına alınması,

5. Tursab hukuk servisinin kaçak acenteler ve yurt dışı alacaklar konusunda uzman kadro ile donatılması,

6. IATA acentelerinin sorunlarında derneklerinin önerilerinin viagra dose baz alınması,

7. Bölgesel Yürütme Kurullarına işlerlik kazandırılması,

8. Karaliste uygulaması yapılması, oluşturulacak Karaliste veritabanı ile acentelerin mağdur olması asgari düzeye indirilebilir,

9. Haksız rekabet kurulu oluşturulmalı,

10. Tek order viagra safely online tip tur kayıt formuna geçilmesi, viagraonline-cheapbest.com işletmeler arasındaki farklılıkların giderilmesi ve tüketicinin memnuniyeti açısından

11. Türkçe rehberlik kokartı verilmesi,

Mesafeli Tur Paket Satış Sözleşmesi

Seyahat acentalarında İnternet, Callcenter, Mail order ve Faks yolu ile satışın önemli oranda artması nedeni ile  yurtiçi veya yurtdışı tur, otel, uçak hatta incoming satışlarında kullanılan Tatil – Gezi tur paketi Satış Sözleşmesi’nin yerini bu tür “mesafeli” satışlarda Mesafeli Tatil – Gezi Tur Paket Satış Sözleşmesi almıştır.

Mesafeli Tur Sözleşmesi nedir? Mesafeli Tur Sözleşmesi ıslak imza içermeyen her türlü satış durumunda geçerli olan sözleşmedir.

Nelerdir bunlar?
1) Webden, internetten satış,
2) CallCenter lerden yapılan satışlar
3) Faks yolu ile yapılan mail order v.s. içeren satışlar.

Yani seyahat acentaları, İnternet, Mailorder, Callcenter satışlarında müşterilerinden ıslak imza alamayacaklarından dolayı ıslak imza yerine geçen ve geçerli uluslararası sertifikalara sahip web siteleri ile Türsab ve Bakanlık tarafından onanan ortak sözleşmelerin hazırlanması gerekmektedir. Şu an, yürürlükte olan “mesafeli satış sözleşmesi” tüm sektörler için geçerli olup tamamen seyahat acentalarının aleyhinedir. Bir çok büyük şirketimizin web siteleri ise eski ıslak imza ile kullanılan geçersiz sözleşmelere sahiptir. Yani onlar da adını koyup “mesafeli satış sözleşmesi” yap(a)mamışlardır. Çünkü turizme özel bir mesafeli tur sözleşmesi henüz yoktur.

Ne yazık ki bu konuda bir çok acentanın da yeterli bilgisi yoktur. İtiraf etmeliyiz ki üç ay öncesine kadar bizlerin de bu konuda bilgimiz yoktu. Biz, şirketimizin TKF yani tur kayıt sözleşmesindeki metinlerini aynen web sitemize taşımıştık. Ama yanlış!. Kazın ayağı öyle değilmiş. Bizim sözleşmeler sadece ıslak imzada yani müşteri karşımızda dolma veya tükenmez kalemle gözümüzün önünde attığı imza için geçerli.

Bu sözleşmeler yani Mesafeli Satış Sözleşmeleri genel şartları ile Sanayi Bakanlığı Tüketicinin ve rekabetin korunması genel müdürlüğünün katkılarıyla 2003 yılında yürürlüğe girmiştir. Örneğin Bu sözleşmenin 14. maddesi Cayma Hakkı‘na aittir ve der ki; Mesafeli Sözleşme yapan tüketici (canı) isterse, koşulsuz olarak 7 gün içerisinde aldığı “malı” iade eder. Satıcı da para iadesini eksiksiz yapar.
Örnek; Müşteri yada grup bayrama veya turun kalkmasına 7 gün kala turu satın aldı. Siz de doğal olarak yurtdışı veya yurtiçi otele ödeme yaptınız. Sonra 14. maddeye dayalı olarak müşteri turu son gün iptal etti. Siz yani biz, müşterinin ödediği parasını kesintisiz olarak son kuruşuna kadar geri ödeyeceğiz. Kanun bu.

Bazı arkadaşlarımız “ama biz sigara satmıyoruz. stoğumuz yok, uçak boş giderse, otel boş kalırsa yandık.” diyeceklerdir. Ancak bu durumda ve bu kanunla acentaların çığlığı nafile. Görüldüğü üzere durum kritik. Bu durumda yine başkalarının dayatmalarına maruz kalmamak adına Türsab’ın bir an evvel bizlerin çıkarlarını da koruyan sözleşmeyi hazırlaması gerekiyor.

Ne Tek’i! Ne Çift’i Erkeğe HAYIR!

Her sene turizm sezonunda yaşanan “Comedi France” lere bu sene bir başkası eklendi…

Otele bir turizm şirketi bile olsanız telefon açıp rezervasyon yaptırmak istiyorsunuz… Size ilk sorulan sual tabii olarak KAÇ KİŞİ GELECEK? Oluyor… Ardından siz TEK KİŞİ BAY diyorsunuz… Aldığınız cevap maalesef oluyor. Önce düşünüp acaba yer mi yok da onun için maalesef cevabını aldım diyorsunuz. Ama ardından bir de bakıyorsunuz ki; karşı taraf size hemen açıklamada bulunuyor ve MÜESSESEMİZİN PRENSİP KARARI OLARAK “TEK BAY” REZERVASYONU YAPMIYORUZ oluyor…

Bu defa siz diyorsunuz ki…PEKİ MADEM TEK ERKEK OLMUYOR ÖYLE İSE İKİ ERKEK REZERVASYONU YAPTIRABİLİR MİYİZ?…

Cevap ise hemen geliyor ve H A Y I R !

Turizmden kazanç sağlayalım derken ERKEKLERE H A Y I R propagandası ile karşı karşıya kalıyoruz… Hadi belki birileri okur da kulaktan kulağa gider; belki de düzelir umuduyla yaz sezonumuzu kutlamaya çalışırken; BEYLER DİKKATLİ OLUN yakında tatil hakkınız hiç kalmayacak!

İkinci olayımız adeta bir kangren… Şimdi bir sezonun yabancılar tarafından rezervasyonu mutlaka altı ay öncesinden yapılır. Mesela 2011 senesinin Nisan otel girişli rezervasyonu Ekim sonu Kasım başında olur. Hadi diyeceksiniz ki; bu kadar zaman öncesinden rezervasyon yaptırıyorlar onun için daha ucuz oluyor… Ama iş öyle değil! Çünkü adamlar erken rezervasyon yaptırdıkları zaman o günkü kur üzerinden ödeme ile anlaşıyorlar. Daha sonra kurlar değiştiğinde artma olursa zararımıza; düşme olursa karımıza cereyan ediyor. Hadi onu da geçelim… Eskiden ERKEN REZEVASYON diye kampanyalar yoktu. Şimdi ise var. Var ama yabancılara tanınan ucuz fiyat bizimkilere yine uygulanmıyor…

Yani sözün kısası benim halkım daima kazıklanıyor…

Halbuki yabancıların harcadığı paraların yanında bizimkilerin harcadıkları muhteşem oluyor. Öncelikle bizimkiler bir kere ailece seyahat etmeyi sevdiklerinden dolayı tatillerde para harcamaktan asla gocunmazlar. Çok güzel yemek yerler ve de bahşiş bırakırlar. Haaa… Bahşiş dedik de aklıma geldi. Gözünü sevdiğim Rus ve Amerikalı turistler öyle güzel bahşiş verirler ki; bazen hesaplan bile aynı duruma gelir.

Evet yeni sezon  sonunda bakalım daha ne hoş olaylar duyacağız…

Linkler

Reklamlar

Giriş - Powered by Pixelim Media · Ukrayna Turlari | Ozge Tur | Tesla ERP