Yazımın başlığını görünce Fransa’nınne ihtilali yaptığını çok merak etmiş olabilirsiniz. Buna paralelolarak çağın şampiyonluğunun ne mene bir iş olduğunu da bilmekistersiniz.
Şimdi açalım. İspanya, 2006’dan beribugünkü futbolu oynamaya başladığında kuşkulu bakışlar üzerine yöneltilmişti. Bu neydi böyle; Devamlı pas yapan, topu rakibe vermemeyeözen gösteren bir takım vardı. Acaba bu takım bu kadar topla uğraştıktan sonra topu kaybettiğinde ne yapabilirdi ki? Şunu yaptılar; Takım halinde oyun alanını, daha doğru bir deyişle topun bulunduğu bölgeyi daraltarak pres de yaptılar. İşte bu iki yenilik İspanya’yı üst üste iki büyük futbol şampiyonasını kazandırdı.
Tabii ki bu iki yönlü çağdaş oyunun elemanları da İspanya milli takımında bulunuyorlardı. Bu da çok önemli bir kazanım idi. Çünkü bol ve olumlu pasa dayalı, rakibi dar alana sıkıştırma yönlü futbol
anlayışı her futbolcunun üstesinden gelebileceği bir iş değildi. Nitekim Dünya Kupası süresince böyle bir takım göremedik. Ya ikiye bölünerek oynadılar, Arjantin, Brezilya gibi, ya da gelişi güzel saldırarak Şili, zaman zaman Meksika gibi… İspanya şu anda elinde bulundurduğu kadroda ciddi eksilmeler olmazsa, iki büyük kupayı daha arka arkaya kazabilir. İlk bakışta da Puyol ve Capdevilla dışında pek ciddi kayba uğrayabileceği de gözükmüyor. Tabii ki talihsiz sakatlıklar hariç. Yani İspanya bu kupanın zaten sahibi olacaktı. Çünkü temeller 2006‘da atılmış ve ilk ürün de 2008’de alınmıştı. Bir ayrıntı
daha… Şayet İspanya’nın başında takımla bir iki maçta oynayan bir hoca yerine sisteme ve oyuncularına çok sadık biri olsaydı, şampiyon bu turnuvada daha da fazla gol atardı. Yani Del Bosque akıllı davranarak oyuncu potansiyelini doğru olarak Güney Afrika’ya getirdi ama, kullanım hataları yaptı.
Ve gelelim Fransa’ya… Bana göre dünyanın en iyi seleksiyonuna sahip olan Fransa, yani üç, klas ve müthiş oyunculardan kurulacak on bir hiçbir ülkede yokken. federasyonunun inadı yüzünden yeni bir hayal kırıklığı yaşadı. Raymond Dmonech’le bu işin yürümeyeceği altı ay öncesinden belli olmuş olmasına ve de Laurant Blanc yeni teknik direktör olarak belirlenmesine rağmen takımı Güney Afrika’ya yine eski hocanın getirmesi dünyanın hiçbir ülkesinde rastlanılacak bir inat göstergesi
değildir. Bu yıkım yukarıda değindiğim gibi tamamen federasyonun inadından kaynaklanmıştır. Asıl şaştığım iki büyük futbol organizasyonunu arka arkaya kazanmış bir ülkenin bu hatayı ısrarla
sürdürüşüdür. Şimdi Blanc’la yeni bir ufuk açılmıştır. Seleksiyon, yani futbolcu havuzu yine müthiştir. Ama ben, Blanc’ın, Abidal’dan stoper yapmayacağına yüzde yüz eminim. Ben, Govou, Anelka, Salou gibi bir üçlüyü hiçbir Fransa takımında sahaya birlikte çıkarmam. Anelka gibi bir oyuncuyu kaleye sırtı dönük oynatmam.
Ben bunları yapmam da, siz koca Fransa Futbol Federasyonu bunları yapan hocayı nasıl olur da Dünya Kupası’na getirirsiniz?
Yazık! Bazıları inanılmaz zenginlikler içinde inanılmaz fukaralıklar da yaşarmış.














