122 Yıllık Hacı Abdullah Efendi Lokantası

hacı abdullah efendi
Beyoğlu’nun gerçek efsanelerinden biri de Hacı Abdullah Efendi Lokantası’dır. Abdullah Efendi Lokantası 122 yıldan beri İstanbul başta olmak üzere gerçek Osmanlı mutfağını tüm dünyaya tanıtmıştır. Lezzet denilince ilk akla gelen isimlerden biri olan lokantanın tarihçesi ise şöyle…

Sultan İkinci Abdülhamit’in emriyle 1888’de açılan ilk lokanta ‘Hacı Abdullah’, beş bin çeşit yemeğiyle Osmanlı mutfak kültürünü ayakta tutuyor. Lokantada yıllarca çalıştıktan sonra, ustası Hacı Salih’ten üç arkadaşıyla görevi devralan Abdullah Korun (62), 1888’de Osmanlı’da lokanta kültürünün olmadığını, misafirlerin sarayda ve konaklarda ağırlandığını belirtiyor ve  Avrupa’da lokanta kültürünün yaygınlaşması üzerine 1888’de Sultan İkinci Abdülhamit’in emriyle Karaköy Rıhtım’da ‘Abdullah Efendi’ adında bir lokanta açılıyor.   Resmi ve özel heyetleri ağırlayan, ‘Abdullah Efendi Lokantası’nın 1915’te Beyoğlu’na taşınıyor ve aşçı Abdullah Efendi’nin birçok çırak yetiştiriyor. Lokantanın işletmesinin,   ‘ahilik’ geleneği kapsamında ustadan çırağa geçiyor.“Rahmetli usta Hacı Salih, Abdullah Efendi’nin çırağıydı. Abdullah Efendi de, Kastamonulu ve 1930’larda vefat etmiş.

Abdullah Korun, günde ortalama 150 çeşit yemek yapıldığını, bu yemeklerin yüzde 95’inin tamamen saray mutfağını kapsadığını beliriyor. Sarayda yapılan yemekleri aynen uyguladıklarını “Örneğin, Elbasan tava bir Arnavut yemeğidir. Osmanlı Arnavutluk’u fethedince, bu yemek oradan saray mutfağına geçmiş. Aynısını hala yapıyoruz. Şerbet de çok yaygın. Çiçeklerin bile şerbetleri yapılırmış. 300’ün üzerinde çeşidi vardı. Biz de bunları yapmaya devam ediyoruz. Ayva şerbetinden tutun da kızılcık şerbetine varana kadar…” diyor.  Lokantaya özellikle yabancı turistler ilgi gösteriyor. Avustralya, Japonya, Çin, Ukrayna, Fransa, İtalya, Yunanistan, İspanya’dan çeşitli televizyon kanalları birçok kez röportaj bile yapıyorlar.

Abdullah Korun, yemek yapımında malzemenin kalitesinin çok önemli olduğunu ve kendilerinin de buna özen gösterdiklerini belirterek“İyi malzeme kullanmazsanız, iyi ürün elde edemezsiniz. Sıradan bir lokanta olursunuz. Bütün malzemelerimiz birinci sınıf kalitedir. Kullandığımız et Türkiye’de bir numaradır. Günlük ortalama 250-350 kişiye hizmet veriyoruz. Osmanlı mutfağı dünyada bir numara. Ama biz reklamı iyi yapamadığımız için üçüncü, dördüncü sırada görülüyoruz. Bir Fransız mutfağı hiçbir zaman Osmanlı mutfağıyla kıyaslanamaz, ama onlar dünyaya kendilerini iyi tanıtmış. Onların yemeklerinin sadece görselliği var. Bizimkiler öyle değil. Türkiye’de beş yıldızlı oteller de bizim kültürümüzü tanıtmıyor. Dünyada en zengin mutfağa sahibiz, ama kıymetini bilmiyoruz.” Osmanlı mutfağına, patlıcanın 1760’larda girdiğini dile getiren Korun, “Sadece patlıcandan 283 çeşit yemek yapılırdı. En eski lokanta biz olmamıza rağmen, ancak 70 çeşidini yapabiliyoruz. 200 çeşidi kayıp, ismini dahi bilmiyoruz. Bizi bir gecede cahil yaptılar” dedi. Osmanlı mutfağına ait beş binin üzerinde yemek bildiklerini ifade eden Korun “Ancak, Osmanlı mutfağına ait, ismi bilinmeyen ve kaybolan altı binin üzerinde yemek olduğu söyleniyor. Yani, altı bin yemek kayıp. Bütün Avrupa’nın mutfak kültürü bir araya gelse, altı bin yemek olamaz. Biz kültürümüze sahip çıkmıyoruz, gereken özeni, değeri göstermiyoruz. Doğru düzgün bir kitap bile yok. Sahip çıkılmalı. Çünkü bu çok büyük bir kültür, büyük bir medeniyet.  Üç kıtaya hakim Osmanlı, bu kıtaların mutfak kültürünü en iyi şekilde derleyip, toparlamış, halkına sunmuştur. Ne yazık ki sahip çıkmadığımız için, birçoğu kayboldu, unutuldu. Her il, ilçe yemeklerine sahip çıkmalı ve bunları kitaplaştırmalı. Ders kitabı olarak okutulmalı. Doğru düzgün bir okulumuz bile yok. Bu konuda ilgili kişilerden, kurumlardan destek bekliyoruz” diyor.

Dede den toruna bir mekan: SARAY Muhallebici

saray muhallebisi
Bugün İstanbul’da uzun sürecek bir güne Saray’ın eşsiz bal kaymağı, taze ekmeği ve sıcacık çayıyla, efsanevi tavuk suyuna çorbası veya nefis böreğiyle başlayan binlerce İstanbullu, Saray’ın “tatlı sırrı”nı çok iyi bilir. Saray’ın bu tatlı sırrının ardında 1860′lı yıllarda Kerem Çavuş’un kardeşleriyle birlikte İstanbul Fındıklı’da açtığı  ilk muhallebicinin “tatlı heyecanı” vardır. Bu tatlı heyecan yıllar sonra torunu  Hüseyin Topbaş tarafından 1935′te Kasımpaşa’da bir muhallebici, 1949′da ise İstiklal Caddesi’nde Beyoğlu Saray olarak düşten gerçeğe dönüştü. Beyoğlu, o zamanlar İstanbul’un en gözde alışveriş ve eğlence merkeziydi. Beyoğlu’nda Markiz ve Lebon gibi bir yer açmak ise bir çok insanın rüyasıydı. Saray, Hüseyin Topbaş’ın tatlı sırrı sayesinde insanların günün her saatinde gidip, sohbet ederek birşeyler yiyebilecekleri, ayrıcalıklı bir yer olmayı başardı. 50’li yıllarda Hüseyin Topbaş’ın özel tarifi yumurta, muhallebi ve tavukla başlayan menü, bugün 100’ün üzerinde özel çeşide ulaştı. Hergün taze gelen sütten günlük olarak üretilen sütlü tatlılar, her zaman nefis hamurlu tatlılar, günün her saati taze börekler, lezzetli salatalar ve yanında Saray’ın özel yoğurduyla benzersiz tavuklu pilav  Saray’ı günün her saati tercih edilen özel bir mekana dönüştüren 100 nedenden sadece bazıları…

İşte en güzel menüleri ve nezih servisi; uygun fiyatları ile Saray Muhallebicileri…

BEYOĞLU,OSMANBEY,TEŞVİKİYE,BAKIRKÖY(MANHATTAN PİZZA),BAĞDAT CADDESİ,GALERİA ATAKÖY,FATİH,LEVENT,FENERYOLU,İSTİNYE PARK,CAPACİTY,PALLADİUM AVM…saray

Profiterol’un anavatanı İstiklal’deki İNCİ Pastanesi

inci pastanesi
Küçük bir dükkan düşünün, sol tarafında üzeri profiterol dolu tabaklarla dolu bir tezgah var.  Tezgah arkasındaki ustalar tezgahın üstündeki tabaklar eksildikçe seri bir şekilde yenilerini hazırlıyorlar. Dükkanın sağ tarafında ufacık masalar var. Masaların yanındaki sandalyeler bir dolup bir boşalıyor. İçeri giren müşteriler bir tabak profiterol alıp, ücretini ödüyorlar. Şansları varsa boş bir sandalyeye oturup afiyetle o profiterolün tadını çıkarırken tezgahtaki diğer profiterolleri izliyorlar. Ayaktakiler ise sandalye peşinde değil aslında o an sadece yoğun çikolata tadının beklentisi içindeler. Ayakta kalmak önemli değildir İnci’de, bir tabak kapılıp hemen oracıkta bir yere sıkışarak yenilebilir.

İnci Pastanesi’ndeki masalarda oturmanın farklı bir psikolojisi vardır. Bir yandan tatlının lezzetine odaklanırsınız bir yandan da o masada sadece profiterol yemek için oturduğunuzu, sohbet etmekle zaman geçirirseniz diğer insanları ayakta kalmasına sebep olacağınızı düşünüp masayı fazla zaman harcamadan boşaltırsınız.
Çünkü İnci Pastanesi aslında uzun uzun oturup sohbet edebileceğiniz bir pastane değildir. İnci Pastanesi sadece profiterol yemek için gidebileceğiniz bir pastanedir ve buna değer.
Profiterolün kara sosunun altına gizlenmiş hamur parçacıklarının içindeki krema benim en sevdiğim kısımdır. İnci Pastanesi’nin profiterolü gerçekten çok lezzetli. Çikolatalı sosu tam kıvamında yapıyorlar; ne çok şekerli ne de çok sert. Zaten bu kadar güzel olmasa İstiklal Caddesi’nin bu küçük ve karanlık dükkanı bu kadar kalabalık olmazdı.   “İnci Pastanesi profiterolün icat edildiği pastanedir. Öz İnci, Hakiki İnci diye taklitleri çıkmışsa da gerçeği İstiklal Caddesi’ndedir.”

Tarihi Markiz Pastanesi Kuruluş 1840…

markiz pastanesi
1940 yılında açılan, İstanbul tarihinin önemli mekanlarından biri olan Tarihi Markiz Pastanesi ve 1840 yılında kurulan, pastanenin bulunduğu Aynalı Pasajı 2003`te İstanbullularla tekrar buluştu.

İstanbul`un en eski pastanesi olan Markiz, geçmişinde olduğu gibi bugün de entellektüellerin, edebiyatçıların ve kent soylularının tercih ettiği bir mekan. Özenle korunan tarihi dokusu ve çok özel lezzetleri ile konuklarına haftanın 7 günü hizmet veriyor.

Markiz Pastanesi’nde her cuma – cumartesi yapılan klasik müzik konserleri müşteriler için keyifli bir ortam yaratıyor. Çello, flüt ve keman eşliğinde gerçekleşen konserler esnasında şampanya, şarap, viski, konyak ve bira gibi içki seçeneklerinin yanı sıra lezzetli pastalardan tadabilirsiniz. Akşamüstü 17:00 ile 19:00 saatleri arasında yapılan canlı performansı kaçırmamanızı tavsiye ederiz…
Pastalar, tartlar, tatlı-tuzlu kurabiyeler, croissant, poğaça, çörek, elma şekeri, macaroon gibi çeşitleri dilerseniz kahve eşliğinde tadabilir, özel günler için dekoratif pastalar sipariş edebilirsiniz.

1940 yılında açılan Markiz Pastanesi, o yılların sanatçı ve yazarlarının uğrak mekanı olarak ünlenmişti. Yahya Kemal, Haldun Dormen, Ahmet Haşim, Faruk Nafiz, Yakup Kadri gibi pek çok ünlü yazar ve sanatçıyı ağırlayan Markiz Pastanesi, Avrupalı dekorasyonu, ünlü “ilkbahar” ve “sonbahar” tabloları, süsleme ve vitrayları ile 1970`lü yıllara kadar Beyoğlu tarihine tanıklık etti. 70`li yıllarda önce içinde bulunduğu Aynalı Pasajı, ardında da 1980`de Markiz Pastanesi kapatıldı.
1993 yılında Aksoy Grubu tarafından satın alınan ve restore edilen Aynalı Pasajı 2003 yılında “Passage Markiz” adıyla hizmete açıldı. Markiz Tarihçesi:
19. yüzyılda İstanbul’un batılı kimliğini yansıtan Pera; eğlencesi, kültürü, alışveriş mekanları ve giyimiyle Avrupa’ya açılan bir penceredir. O dönem en önemli alışveriş ve eğlence mekanları Grand Rue de Pera (1927’den bu yana İstiklal Caddesi) boyunca dizilen pasajlarda yer alır. Sosyetenin uğrak yeri olan Pera’da alışveriş sonrası cafe pastanelerde yorgunluk atmak, ardından sinema ve tiyatrolarda sezonun film ve oyunlarını izlemek ise bir yaşam geleneğidir. Grand Rue de Pera`nın en eski ikinci pasajı olan ve 1840 olarak tarihlenen Passage Oriental (Şark Aynalı Çarşı, günümüzün Passage Markiz’i) 163 yıl boyunca sayısız mağazaya ev sahipliği yapar. Bunlar arasında terzi Mulieri, kürkçü Atanas Lukresi, kuaför Kristich’in yanı sıra seçkinler merkezi olarak bilinen ve “Chez Lebon, tout est bon” (Lebon’da her şey güzeldir) deyişiyle belleklerde yer edinen Lebon Pastanesi sayılabilir. 1940 yılına gelindiğinde Lebon yerini Markiz Pastanesi’ne bırakır.

Açıldıktan kısa süre sonra Pera`nın sosyal ve kültürel yaşamında önemli bir yer edinen Markiz; entellektüellerin, edebiyatçıların, ressamların yanı sıra kentsoyluların tercih ettiği bir mekan haline gelir: Markiz, ürünlerinin ve servisinin kalitesi kadar, iç mimari düzenlemesi ve dekorasyonu ile belleklerde silinmez izler bırakır.

Örneğin duvarlarında bulunan ve Lebon döneminden günümüze ulaşan J. A. Arnoux imzalı “L`automne” Sonbahar ve “Le Printemps” İlkbahar adlı “Art Nouveau” fayans panolar Markiz`in simgesidir. Cezerliyan Usta`nın tavana uyguladığı kartonpiyer süslemeler ve Mazhar Resmol`a ait “Art Deco” vitray çalışmalar Markiz`in görsel zenginliğine ve özgünlüğüne değer katan diğer ögelerdir.
23 yıl aradan sonra özlem bitiyor, Passage Markiz tüm zenginliğiyle kapılarını açıyor… Markiz Pastanesi seçkin mekan ve markalarıyla yaşamın içinde yeniden yer alıyor.

60 Yıllık bir efsane: LEBON Pastanesi

lebon pastanesi
Paskalya dönemi ilk aklıma gelen yerdir Lebon pastanesi.Nasıl nefis çikolataları olur bu dönemde ,tadına doyamazsınız.Her biri tavşan,sincap şekillerinde ve boy boy dizilirler vitrine.Sadece çikolatadan yaparlar katkısız,hilesiz.

Aldığınızda gözünüze biraz büyükçe gözüken çikolatayı kıtır kıtır yerken öylesine çabucak biter ki anlamazsınız bile nasıl yediğinizi.

Mutfağı da gördüğünüz gibi tertemiz.

İçeriye galoş ve önlük giyerek girebiliyorsunuz. Çok yaklaşmadan tezgaha henüz fırınlanmak üzere olan ve fırından yeni çıkmış keklerin resimleri çekiyorum sizler için.

Nefis kokular arasında birbirinden lezzetli görüntülerle karşılaşıyorsunuz burada.

Ağızda dağılan harika badem kurabiyelerinin tadına baktım burada.

Tam 60 yıldır hizmet veriyor bu güzel pastane .

Özellikle Paskalya dönemi nefis çikolatalarından paskalya çöreğinden nefis keklerinden mutlak almanızı tavsiye ederim.Lezzetine ve nefasetine bayılacaksınız.
Şimdi adres ve telefonları ile ,

İstiklal Cad. No:463 /465

Beyoğlu

Tel. No:0212 244 28 90

Tarih 1923 Beyoğlu’nun ilk Pastanesi: BAYLAN

baylan pastanesi

Bir çocuğa “Ne yersin?” diye soracak olsanız…

Alacağınız cevap tabii ki “PASTA” olur.

Ama pasta sadece çocukların değil, bugün genç yaşlı herkesin çok sevdiği bir tatlı türüdür. Bilindiği gibi pastaları ile meşhur ülke Fransa’dır. Fransa’nın pastalara özel isimlerini verdiği pastalarını da İstanbul’da Cumhuriyet’in ilk senelerinde sadece tek bir pastanede bulabilirdiniz. İşte bu adres de BAYLAN’dı.

Baylan Pastanesi’nin kurucusu Filip Lenas Arnavutluk’tan Türkiye’ye göç ettiğinde aklına ilk gelen olay çok iyi bildiği pastacılığı icra etmek olur. Ve Beyoğlu’nun ilk pastanesi olan Loryan’ı açar. Bunu Karaköy şubesi takip eder. Daha sonra ise yabancı isimlerin Türkçeleştirilmesi yasası ile 1934’de ismini BAYLAN olarak değiştirir. Ve 1939’da Karaköy’de açılan Baylan Çikolata Fabrikası da 1984 de kapanır. Baylan’ın halen hizmet veren Kadıköy şubesi ise 1961’de açılır. Beyoğlu Baylan ise 1967’de kepenk kapatır. BAYLAN Pastanesi’nin bugünkü sahibi Filip Lenas’ın oğlu Harry Lenas Avrupa’da senelerce pastacılık konusunda eğitim almış, Türkiye’ye döndüğünde de bu işi uzmanlaştırmıştır. Hatta bu konu ile ilgili olarak çeşitli konferans ve toplantıya katılmış; Chaine des Rotisseurs adlı Gurme Kulübü’nün de kurucu üyeleri arasında yer almaktadır.

1923 Yılından beri öncelikle İstanbul’lulara pasta damak zevkini yaşatan BAYLAN Pastanesi’ne gidildiğinde spesyalite olarak mutlaka Kup Griye istenmelidir. Yine Türkiye’de ilk defa olarak İtalyan dondurması, Espresso, Capuccino, Milkshake burada sevenlerine sunulmuştur.

BAYLAN Pastanesi’nin yeri de Muvakkithane Caddesi NO:19 Kadıköy’dür. 

Telefon: 0 216 346 63 50

R.Kavak’ta en iyi “sarma levrek” METİN BALIK’ta…

teras

İnsan kendini gerçek anlamda mutlu hissetmek ister bazı zamanlar…

Onun içinde deniz kenarını tercih eder. Tabii bu olay yalnız manzara seyretmekle bitmez ayrıca yanında enfes balıklar, salatalar ve de mezeler olursa; değmeyin keyfe…

İşte böyle bir yer arıyorsanız bence tek adres: METİN BALIK…

Şimdi Rumeli Kavağı’na gidiyorsunuz. İskelenin önünden geçip parkı doğruca yürüyorsunuz. 50 metre kadar sonra sol cenapta Metin Balık’ı görüyorsunuz. Gayet sıcak ve nazik bir karşılama sonrası ister birinci katta, ama benim özellikle tercihim ikinci kat hatta teras…Oturup hemen size ikram edilen enfes yeşil kırma ve kalamataya yakın çizme zeytinlerinizi yiyorsunuz. Ardından isteğinize göre kalamar, karides ve diğer deniz ürünlerini veya paçangayı tercih ediyorsunuz. Ama burada durun. Çünkü en önemli hadise LEVREK…

levrek
Evet ara sıcağı olarak sarma levreği burada bir yiyin, ondan sonra bana gerçekten dua edin. Ben ki kendim de bir zamanlar restaurant işletmeme rağmen böyle bir lezzeti gerçekten tatmamıştım. Ardından istediğiniz balıklar anında ve taze; onlarla birlikte enfes salata ve ardından aklınıza gelebilecek her türlü meyve ayıklanmış olarak size sunuluyor.

Fiyat mı: 11-30 TL. arasında … Hatta size bir tiyo daha vereyim: Sarıyer’deki 170 restaurant arasında Metin Balık altıncı sırada yer alıyor benden söylemesi…

Açık adresi ise: Rumeli Kavağı İskele Caddesi No:33

Telefon: 0 212 242 35 17

Asmalı Mescit’in “Rakıcı”sı

Rakıcı Uğur

Asmalı mescit’te bir KALAMAR IZGARA yemek için adres:

RAKICI

Olay sadece yemek demiyorsanız, bu defa da ikinci katındaki sergiye bir göz atın o zaman…

Hadi yemeğe gidelim diyoruz…

Kalkıp soruyoruz, tamam gidelim de nereye?

Asmalı mescit mi, yoksa Ortaköy mü, yoksa Yeniköy veya Sarıyer, hatta Anadolu yakası da olabilir derken; Asmalı da karar veriliyor. Sebebi vakit biraz erken, tamam da ne yapalım yemeğe kadar diyoruz. Hemen Taksim’den İstiklal Caddesi’ne girip yürümeye başlıyoruz. Ardından Tünel ve derken Asmalı mescit…

Tabii burada da çok şık yerler var. Ama ille de Türkiye’de gerçek anlamda balık restaurantları içinde nadir bulabileceğiniz bir yemek yemek istiyorsanız doğruca RAKICI diyeceğim.

Rakıcı Uğur

Neden RAKICI ?

Çünkü oraya gideceksin. Öncelikle ikinci kata çıkacak ve sergiyi dolaşacaksın. Çünkü RAKICI’nın ikinci katı Sanat Galerisi. Yeterli bir vakit ayırarak tabii… Ardından da aşağıya inecek ve ister klimalı içeride, ister yol üzerinde dışarıda oturacaksın. Size hemen mezelerin olduğu tepsi gelecek. Yaklaşık 15 çeşit enfes Ege yöresinin mezelerinden seçtikten sonra durun diyorum. Çünkü buranın ille desi :KALAMAR IZGARA. Evet yanlış okumadınız  KALAMAR IZGARA… RAKICI’nın gerçekten spesyalitesi. Çok da güzel yapıyorlar. En önemli özelliği de ithal olmayışı. Artık deniz mahsullerinin ithalini yemekten gerçekten damak zevkimiz de bozulmaya başladı. Ardından balık çeşitleri , yoldan gelip geçenler ve bir de bakmışsınız vakit su gibi akıp gitmiş. Artık kalkalım da bir an evvel yola koyulalım diyoruz. Bir de bakıyoruz ki; Sevgili Uğur Bekdemir… Hani derler ya bir koltukta birkaç karpuz taşır diye… İşte o söze son derece yakışan kişilerden biri. RAKICI’nın sahibi. Uğur Bekdemir, eski turizmci, eski hakem, halen de sanat evi ve restaurant sahibi. Tabii Bekdemir’i görünce hemen kalkmak da olmuyor. Sohbet biraz daha derken vaktin de nasıl geçtiğini anlayamıyorsunuz. Velhasıl biz diyoruz. İllede Asmalı mescit’e gidilir ama; KALAMAR IZGARA farkı için mutlaka RAKICI!

Rakıcı Uğur

Tepe Nautilus’da Çocuklar İçin Sanat Atölyesi

Tepe Nautilus Alışveriş Merkezi

Bizim Tiyatro’nun profesyonel ekibi tarafından her Pazartesi ve Çarşamba günü 13:00 – 15:00 saatleri arasında gerçekleştirilen etkinliklerde neşeli çocuk oyunları ve sanat atölyeleri ayrı bölümler halinde sunuluyor.  “Çocuklar için sanat atölyesi” başlığı altında; ısınma çalışmaları, mimik ve jest çalışmaları, konsantrasyon, duyu, denge çalışmaları, doğaçlama ve ritm çalışmaları, dramatizasyon ve canlandırma, masal saati, yüz boyama ve rahatlama çalışmalarına çocukların katılımları sağlanıyor.  Yarınların sahibi çocuklarımızın kültür ve sanat ile iç içe olmalarının önemini kurulduğu günden itibaren tüm etkinliklerinde vurgulayan Tepe Nautilus, herkesi bu etkinliğe davet ediyor.

Linkler

Reklamlar

Giriş - Powered by Pixelim Media · Sinema 360 · Ukrayna Turlari | Ozge Turizm | Kazantip | Vize | Epirise Lazer | Avrupa Turlari · Bozcaada Otelleri