Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın MediaTurizm.com’a özel demeci

Ertuğrul Günay

“Uludağ’da özel teşebbüs başına buyruk vaziyette!”
“Türk turizmi geçtiğimiz yıllara nazaran daha başarılı bir sezon geçirdi…”
“Yunanistan ile vize sorunlarımızı önümüzdeki günlerde halledeceğiz…”
“20 yıldır Likya Bölgesi ve Batı Akdeniz’de tatil yapıyorum”
“2010 Avrupa Kültür Başkenti projesindeki amaç kalıcı eserler bırakmak”

Serap ÖZAKSOY

Bir ülkenin tanıtımında her ne kadar insanlara görev düşüyorsa da… Hepsinden önemlisi devletin bu konudaki yaklaşımıdır. Nitekim Türkiye’nin gerçek anlamda hem kültürü, hem insanı hem de turizminin tanıtılmasında tabii ki devletin büyük rolü var. Bizler de bu konuda hem aydınlanmak, hem ileriye dönük Türk turuzmi için neler yapılacağını öğrenmek hem de bu konuda en iyi bilgileri almak için Sayın Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay ile Media Turizm.com olarak özel bir röportaj yaptık.

Sayın Günay’da hem sıcak, hem samimi, hem de yol gösterici olarak bizlerle bazı konuları paylaştı. Şimdi sözü daha fazla uzatmadan Sayın Kültür ve Turizm Bakanı’mıza bırakıyoruz…

2009 yılı turizm sezonunu değerlendirebilir misiniz?

Türk turizmi, küresel kriz ile domuz gribinin etkilerine direniyor. İlk 6 ayda yabancı turist sayısı sadece yüzde 0,9 azalarak, 10 milyon 590 bin 631 kişi oldu.  Dünyadaki olumsuz gelişmelere rağmen,  geçen yılın rakamlarını koruyabilecekmişiz gibi görünüyor. Dünya Turizm Örgütü, 2009′un turizminde büyüme görülmeyeceğini ve yüzde 1-2 düşüş yaşanacağını bildirmişti. Türkiye’nin, turist sayısında ilk 6 ayda yüzde 0,9 düşüşte kalmayı başarması önemli bir gelişmedir.

Bu yıl, Ukrayna, Almanya ve Rusya gibi bazı pazarlarda 2008′e göre daralma yaşarken İskandinavya, İtalya, İspanya ve Fransa gibi Akdeniz ülkelerinde, Polonya’da, kısmen İngiltere’de ve Ortadoğu ülkelerinde geçen yıla göre üstünlük yaşanıyor. Bu yüzden biz yüzde 1 ve yüzde 2′nin altında bir daralma yaşıyoruz. Bu, dünyaya göre çok iyi bir gelişme. Geçtiğimiz günlerde de İngiltere’nin önde gelen yayınlarından The Times Gazetesi, Türkiye: Turizmde 2009 Yılının Başarı Öyküsü” diye yazdı ve ülkemizi küresel krizin dünya turizmini etkilediği 2009 yılında sektörde en başarı ülke olarak ilan etti.

2009 yılını geçen yıl seviyelerinde kapatacağımızı umut ediyorum. Geçen yıl çok başarılı bir yıldı. Dünya ortalamasının çok üzerinde bir yerdeydik. Bu yıl da dünya ortalamasının üzerinde olacağız ama dünya ortalaması bu yıl eksi olacak. Bizim hedefimiz, 2010′da 30 milyonlar eşiğini yakalamak, yakın bir gelecekte de aşmak. Dünyada yaşanan ekonomik kriz ve salgın hastalıklara bakıldığında bu ülkemiz için özel bir başarı olacak.

Ertuğrul Günay

Size göre ülkemizdeki otel kapasitesi yeterli mi?

Dünya turizm merkezlerinin yaptığı açıklamalara göre, 2008 yılında Türkiye dünyanın en iyi 100 otelinin 39′una sahip. Biz de hükümet olarak nitelikli yatırımlar yapan girişimcilere destek olmaya çalışıyoruz.

Her sene turizm sezonu öncesi dünyada ortaya çıkan hastalık ve savaşların oluşmasını nasıl yorumluyorsunuz?

Bütün bu olumsuzluklara rağmen Türkiye son 25 yılda bir imkansızı gerçekleştirdi. Bir yandan sınırları içinde terörle diğer yandan dünyada ortaya çıkan hastalıklarla mücadele ederken turizm ülkesi olma gayreti gösterdi. Bu gelişmelere rağmen, turizmini bu denli geliştirmiş dünyada bir başka örnek ülke daha yoktur diye düşünüyorum.

Türkiye 2010 İstanbul Avrupa başkenti projesini kaldırabilecek mi? Nedenleri nelerdir?

2010 projesi;   kamu, yerel yönetim, sivil toplum kuruluşları, meslek örgütleri, üniversiteler, özel sektör ile “İstanbul’u daha iyi tanıtma, koruma ve yaşatma konusunda sorumluluğum var” diyen tüm toplum kesimlerinin dahil olduğu çoğulcu bir proje.

İstanbul’un geleceğine katkı sağlayacak sürdürülebilir projeler geliştirerek; kentin tarihi mirasını ve kültürel değerlerini geleceğe taşımak, kültür-sanat altyapısını geliştirmek, İstanbullular’ın yaşam kalitesini kültür-sanat odağında yükseltmek hedefiyle çalışmalarımızı kesintisiz, büyük bir titizlikle sürdürüyoruz.

Çok yönlü ve kapsamlı bir çalışma sürecini kapsayan 2010 projesini en iyi şekilde değerlendirmeyi İstanbul’a ve ülkemize karşı ortak sorumluluğumuz olarak görüyoruz. İstanbul’un gerek kentsel-kültürel alanda, gerekse yurt dışındaki tanıtımında birçok kazanımlar elde etmesi için samimiyetle çalışıyoruz.

Bu çerçevede, Bakanlık olarak, İstanbul’un kültürüne sahip çıkarak,  İstanbul’un tarihi dokusunu dengesiz ve çirkin yapılardan arındırmaya çalışıyoruz. Özellikle,  Topkapı Sarayı çevresi ve Sur-i Sultani master planı çalışmalarıyla, Bizans, Roma, Osmanlı ve Cumhuriyet döneminden kalan birbirinden değerli kültürel varlığı restore ederek hayata katmak, tüm dünyaya iftiharla sunabilmek için gayret ediyoruz.

Sur-u Sultani içinde Telgrafhane ve eski karakol çevresinde çirkin yapılaşmayı ve işgalleri yıkarak kaldırdık. Darphaneyi, Matbaa-i Amire’yi, Teşvikiye Hastanelerini yakın gelecekte Topkapı’nın teşhir mekanları arasına katacağız. Topkapı ile ilişkisi olmayan Askeriye, Milli Eğitim ve Sağlık Bakanlıklarına ait binaları boşaltmaya başladık. Topkapı’nın depo ve sergileme imkanlarını bugünkünün birkaç katına çıkarmayı hedefliyoruz.

Topkapı, Osmanlı’nın son döneminden bu yana ihmal edilmiş. Padişah, Yıldız’a ve Dolmabahçe’ye geçtikten sonra bu saray hem içinden hem dışından çeşitli yapılaşma bozuklukları ve saldırılarıyla karşı karşıya kalmış. 2 yıldan bu yana adım adım burayı iyileştirmeye, hem fiziki olarak hem de fonksiyon olarak aslına döndürmeye çalışıyoruz. Çok yapılacak iş var ama bir adım bile önemlidir diye düşünüyorum.

Sürdürülen çalışmalarla, 2010’da bir final değil, İstanbul’un tarihi kimliğine sahip çıktığımızı gösteren bir başlangıç yapacağız. Tüm gayretimiz,  İstanbul’a 2010 Avrupa Kültür Başkenti sürecinde kalıcı eserler bırakmak ve bu kenti tekrar gerçek kimliğine kavuşturmak.

Üç tarafı denizlerle kaplı ülkemizde neden deniz taşımacılığına-yolculuk amacıyla yapılan- önem verilmiyor? Hatta deniz taşımacılığının gerilemesinin sebepleri nelerdir?

Bildiğiniz gibi, sektörün kruvaziyer turizminin geliştirilmesi için ayakbastı ücretlerinin düşürülmesi yönünde talepleri var. Bakanlığımızca da uygun görülmekle birlikte, konunun rakibimiz ülkelerle uygulanan tarifeler de göz önünde bulundurularak,  Denizcilik Müsteşarlığı ile Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca değerlendirilmesinin uygun olacağını düşünüyorum.

Denizcilik sektöründe kabotajda çalışan yük, yolcu, balıkçı, bilimsel araştırma gemileri, ticari yatlar ve hizmet araçlarına yönelik ÖTV’si indirilmiş yakıt uygulaması 2004′te başlandı.  2008 sonu itibariyle 309 milyon liralık ÖTV’yi tahsil etmeyerek sektöre destek sağladık.

Limanlara gelen kruvaziyer yolcu gemisi ise 2003′te 887′yken, geçen yıl yüzde 82′lik artışla bin 612′ye çıktı.  Aynı yıllar için limanları ziyaret eden yolcu sayısı da 581 bin 848′den, yüzde 275 artarak 1 milyon 605 bin 372′ye ulaştı. Bu rakamları yeterli bulmuyoruz, kruvaziyer yolcu taşımacılığının daha da geliştirilmesine yönelik çalışmalara devam ediyoruz. Öte yandan, şu anda üçyüz olan mavi bayraklı plaj sayısını bine çıkarmayı, marina sayısını da artırmayı amaçlıyoruz.

Ertuğrul Günay

Uludağ’daki son olaylar hakkındaki değerlendirmeleriniz nelerdir?

2009 yılının ilk inceleme çalışmasını Uludağ’da yaptım. Çevre ve Orman Bakanlığımızın gayretlerini bildiğim için biz de böyle bir başlangıç yapmak istedik. 2009 yılının ilk hafta sonunu çalışma arkadaşlarmla birlikte Uludağ’da geçirdim. Sektörü de orada toplayıp görüşlerini aldık.  Birinci gelişim bölgesinde teker teker bütün otelleri atlamadan gezdim. Gerçekten bir keşmekeş var.

1983 yılında Uludağ’la ilgili bir çevre düzenleme planı yapılmış 1961 yılında Milli Park statüsüne girmiş. 1980’lerden bu yana Uludağ’ın önemli bir turizm bölgesi olması konusunda niyet olmuş ama yeteri kadar gayret olamamış. Uludağ gibi Türkiye’de kış turizmi ile simgeleşmiş bir alanın 25 yıl sonra gelmesi gereken nokta kesinlikle bu değil. İnanılmaz bir biçimde kamu misafirhanesi talanı var. Her aklınıza gelen kurum bir misafirhane yapmış ve bunlar özel sektörle rekabet halinde. Bütün giderler devlet tarafından karşılandığı için fevkalade düşük fiyatta ve düşük kaliteyle hizmet veriyor.

Böyle dünya incisi bir mekanda gelişigüzel çarpık kentleşme anlayışı olamaz. Kamu misafirhanelerinin bir plan çerçevesinde tümüyle kaldırılması gerekir. Tümüyle sıfır tolerans göstermemiz gerekiyor. İçlerinde korunması gereken yapılar varsa onlar da özel işletmecilere turizm tesisi olarak değerlendirmeye açılabilir.

İkinci olarak,  özel teşebbüste de bir başına buyrukluk egemen hale gelmiş. Bu yakın tarihlere kadar, özel teşebbüs bir konaklama tesisi yapmış fakat konaklama merkezini eklenti yapılarla neredeyse iki katına çıkarmış,  bir sundurma yapmış onun altını teknik aksamla doldurmuş. Bunlar olmaz.

Bunların tümünün kaldırılması lazım. O bölgede doğa ile bütünleşmiş bir yeni yapılaşma düzeninin ortaya çıkarılması, bir mimari bütünlüğün sağlanması gerekiyor.

Sayın Bakanım tatil yapabiliyor musunuz? Yapıyorsanız nerelerde geçirmeyi uygun görüyorsunuz?

Son birkaç yıldır tatil yapmaya fırsat bulamıyorum. 20 yıldır Likya Bölgesi, Batı Akdeniz bölgesine gidiyordum. Tatilde müze ve ören yerlerini gezmekten hoşlanıyorum, arkeolojiyi çok seviyorum. Eskiden bu yana nerede bir sarı levha bulmuşsam, hemen orayı ziyarete yöneldim. Onun yararını şimdi görüyorum Geçmişten bu yana bildiğim birçok ören yeri ve müze var.

Biz turistik vize uygulamadığımız halde Yunanistan ne amaçla hala vize uygulamasını sürdürüyor? Bu konudaki görüşleriniz…

Önümüzdeki günlerde bu sorunun çözümleneceğini düşünüyorum. Bu konuda temaslarımız var ve olumlu adımlar atılacağını umuyorum.

Turistik açıdan sıfır… Ama doğa güzelliği açısından muhteşem bir yer: BOZCAADA

erkan özmen kale

Hürriyet Gazetesi’nde Savaş Özbey’in, Bozcaada’nın 30 keyfi başlıklı yazıyı okuyunca, uzun zamandan beri düşünüp de yapamadığım ada gezisini gerçekleştirdim…

Bozcada, el birliği ile yok ettiğimiz Bodrum gibi. Ada halkı sıcakkanlı, sevecen gelen yerli ve yabancı turistleri kucaklıyor. Turizm’i bilmiyorlar. Zaten adada turizmi bilen pek kimse yok.

Çoğu bu günü yaşayalım yarına Allah kerim gözü ile bakıyor. Bilenlerde bildiklerini kimseye anlatamıyor. Kimse bilgi sahibi olmak istemiyor…

Ramazan ayından iki hafta önce adaya inince şaşırdım. İnsanlar akın akın buraya geliyor. Ada çok mu güzel? Hayır. Çok mu ucuz? Hayır. Peki, insanlar neden bu kadar ilgi gösterip adaya geliyorlar.

Ada’da turizm olgusunu yaşayabilecekleri hangi alternatiflere sahip? Tarih, doğa, konaklama, deniz gibi unsurlardan neler var?

Bu alternatiflerden pek çoğu yok. Bir kere ada’da trafik karmaşası var. 2,5- 3 metre enindeki sokaklarda yurdun her tarafından gelen araçlar fink atıyor. Belirli bir süre sonra trafik felç oluyor. Trafik polisleri ceza kesmek için yollara düşüyorlar…

bozcaada trafik

1-) İşte size bir bayan trafik Polisi sokağın başına park edilen arabanın başında
.

Çözüm, adaya hiçbir araç girmeyecek. Veya araçlar kasabanın içine girmeyip belirli bir park alanına park edebilirler. Belediye gelen turistler için adanın her tarafını rehberler eşliğinde dolaştıran içinde Ring seferi yapabilir. Böylece adada trafik sorunu yaşanmaz.

Bozcaada, ada ama genelde balıklar İstanbul’dan geliyor. Çok garip değimli…

Konaklama işine bir türlü akıl erdiremedim. Çünkü geldiğim gün hiçbir otel motel ve pansiyonda yer yoktu. Ayni feribot ile geldiğimiz bazı aileler arabalarını park yerine çekerek içinde uyudular. Ben daha önceden yer ayırttığım için o keşmekeşi yaşamadım. Ama pansiyonları tek tek dolaştım. Fiyatlar uçuk ve tutturabildiğine… Ve pansiyonların çoğu kayıtlı değil. Paralar cebe. Vergi vermek diye bir şey yok. Kontrol edilebilir mi? Tabi ki edilir. Ama kim uğraşır. Bilemem…

Ada’da güzel Restoranlar ve lokantalar, kafeler ve kahvaltı veren yerler var. Ama birde ne yaptığını bilmeyen yerler var. Levrek siparişi veriyorsunuz. Çupra geliyor. Servis yapan garson “Çupra yiyin daha güzel” diyebilecek kadar turizm bilgisine sahip(!)

Bazı Restoranlar sırf para kazanmak için kapasitesinin üzerinde müşteri alıyor. Bu yüzden servis ve kalite düşüyor. Bir çoban salatanın gelmesi için en az 20 dakika bekliyorsunuz.

Ada’da muhteşem bir kale var. Ancak kale ile ilgili bilgiler insanı şaşırtıyor. Kale’nin iki ayrı yerinde birbiri ile çatışan iki bilgi yer alıyor. Kalenin içindeki antik mezar taşları bakımsızlıktan kırılmış. Kale’de küçücük bir odaya sığdırılmış yüzlerce antika amfora’lar var. Ama hepsi bakımsız kırık dökük vaziyette. Başında bir bekçi yok. Varmış ama bazen görevinin başında olurmuş. Yazık, hem de  çok yazık.

bozcaada anfora

2-) İşte Antik çağdan kalan anforalardan bir grup

Dogma büyüme adalı olan eskilerden biri ile konuşuyorum.

“25 30 sene önce burada çok anfora vardı. Ama zaman içinde kırıldılar, kayboldular” diyor. Şaşırıp kalıyorum.

Biraz sonra kale duvarlarına sırtını dayamış bir benzin istasyonunu görünce şok oluyorum…

bozcaada benzin istasyonu

3-) İşte sizlere dünyanın hiçbir yerinde göremeyeceğiniz bir manzara. Kale duvarlarına sırtını yaslamış benzin istasyonu…

Deniz süper adanın her yerinde denize girebilirsiniz. Deniz tertemiz. Plajlar güzel ama denetimsiz. Ayazma plajında iki şezlong bir güneşlik 5 TL parayı gençler Bozcaadaspor adına alıyorlar ama makbuz vermiyorlar.

4-) İşte Bozcaada’nın Ayazma plajı

Bozcaada

İstanbul Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlerimizde yaşayıp da sakin birkaç gün geçirmek istiyorsanız size Bağhane’yi tavsiye edebilirim. Gerçek bir bağ evinden oluşan tesiste incir üzüm gibi meyveleri dalından koparıp yiyebilirsiniz. Sabah kahvaltısında nefis sarımsaklı özel peynirinden tatmak, yaklaşık iki yüz gram gelen özel domateslerin tadına bakmak için Ümit Hamlacıbaşı hanımın işlettiği Bağhane’ye mutlaka uğramanız gerekir.

5-) İşte gerçek bir bağ evi Bağhane. Birbirleri ile kaynaşmış müşteriler bir arada.

bağhane

Bozcaada daha hala arıtma sistemini kuramamış. Fosseptik ile idare ediyor.

Galiba olumsuzlukları fazla dile getirdim ama. Bu benim görevim. Maalesef Turizmi biliyoruz. Bu gidişle öğreneceğimizde yok…

Ama bunları görmek için mutlaka adaya bir kere gidin bana hak vereceksiniz…

Linkler

Reklamlar

Giriş - Powered by Pixelim Media · Sinema 360 · Ukrayna Turlari | Ozge Turizm | Kazantip | Vize | Zafer Elektrik